Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim, 2006 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

29 EKİM 1979 : UZUN SAÇLI GENERAL

BÖYLE GİTMEK OLMADI YA

Böyle gitmek olmadı ya !

Öldürsen daha iyiydi.
O zaman seni ne anar
Ne de sana yanardım.

Böyle bir başıma yaşarım
Yaşarım yaşamasına da ,

Hani derler ya açı açına
Ucu ucuna hayalinle, rüyalarla…

Yaşamak denirse buna
Denerim bir defa daha.

Böyle gitmek olmadı ya !

...

Aslı METE / Kuzguncuk-İSTANBUL

FİZİKSEL AYRILMA VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( I )

Anne-oğul ilişkisini farklı bir düzlemde tanımlayan Jocasta Kompleksi konusuna daha önceki iki bölümlük yazı dizimizde değinmiştik.
Bugün anılan konuyla ilgili subjektif kanaatlerimizden bir tanesine yer vermek istiyoruz.
Konuya soruyla girelim.
Sorumuz şu :
Annenin oğluna duyduğu sahiplenme duygusunu hepimiz biliriz.
Ve hatta ne yazık ki kahir ekseriyetle (ezici çoğunlukla) aynı anne, oğlunun bir kadınla birlikte oluşunu ilk anda kabullenemeyebilir.
Peki aynı durumun bir benzerinin de baba ile kızı arasında yaşanması gerekmez mi ?
Açarsak.
Bir baba, kızının bir erkekle birlikte olmasını örneğin evlenmesini neden olgunlukla karşılar ?
Neden bir annenin oğlunu kıskandığı gibi baba da kızını kıskanmaz ?
Ya da bir kıskançlık ya da kabullenememe varsa bile bu optimum (ideâl) ölçüdedir.
Babanın sevgisinden şüphemiz yoktur.
Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır...
Öncelikle böyle bir soru nasıl doğdu ?
Bu soru çaprazlama bi…

BUGÜN BAYRAM, ERKEN KALKIN ÇOCUKLAR

Bugün bayram.
Şeker değil, Ramazan Bayramı...
El ele tutuşma, tokalaşma, insanların kucaklaşma günü.
Bayram dolayısı ile bir kaç gün yokum.
Sizi sevdiklerinizle baş başa bırakmadan önce, dün, yani arefe (?) günü hakkında bir şey söylemek istiyorum.
Bakın, üst satırda, arefenin yanına, parantez içinde 'soru işareti' koydum...
Neden ?
Dün arefe değil miydi ?
Bilmem...
İşte şimdi sizi sevdiklerinizle başbaşa bırakıyor, güzel bir bayram geçirmenizi diliyorum.
Sağ ve selâmetle...

GÜNLÜK GAZETELER VE KÖŞE YAZARLIĞI

Okumanın gerekliliği ve öneminden bahsedildiğinde ilk akla gelen kitap okuma olabilir.
Ancak hiç şüphesiz mesele, yalnızca kitaplarla ya da kitap okuma ile sınırlı değildir.
Günlük gazetelerde yazan köşe yazarlarının yazılarının bazıları, aslında neredeyse bir kitap kadar özgündür.
İstisnaları vardır elbette.
Zaten bu yüzden gazetelerdeki köşe yazarlarını kabaca üçe ayırıyoruz.
Birinci gruptaki yazarlar, affınıza sığınarak osurduğunu bile yazan yazarlardır.
İsim vermeye lüzum yok.

Çünkü en yüksek tirajlı bir gazeteyi de alsanız bu tip yazarlara rastlayabilirsiniz.
Ancak entelektüel bir komplekse girilmeden şu yorum rahatlıkla yapılabilmelidir.
Eğer toplum bunları okumak istiyorsa bu tip yazılar da olabilecektir.
Önemli olan; günlük olarak tüketilen, üretkenlikten yoksun olan ve çoğunlukla yazarın özel yaşantısının minimal detayları üzerine kurulu olan bu tip yazıların, toplumun zihinsel ve fikirsel gelişimine ne ölçüde ve ne şiddette fayda sağlayabileceğidir.
Örneğin bir hanım yazarın sütyeninin…

SEN...

Tam oraya yaklaşırken, hep aklıma gelir...
Gerçi hiç de aklımdan çıkmaz ya.


Öylece kalakalırım.
Sonra farkederim köprünün üzerindeyim.
Köprünün altından çok sular aksa da,

O kenarda durur.
150 yılı geçmiştir ve hâlâ orada durur.
Bir yere gitmez.
Nazlıdır da...

Objektifim hemen yakalar O'nu.

Eski bir sevgiliye duyulan özlem gibidir O.
Sadakat dolu bitmeyen bir aşktır bu.
Hangi birini anlatsam diye düşünürüm ancak,
Üzüntüm :
Bu aşkı anlatamayacak olmamdandır...
Hem de;
Hiç
bir
zaman !

...
Sağ salim selâmetle...

ALEYHTE TEZAHÜRAT (...KALDIĞIMIZ YERDEN DEVAM EDİYORUZ )

Beyler nihayet lütfettiler de yüzlerini kameraya çevirdiler.
Nerdesiniz ya hu ?

Provalarındaydım.
Ancak 'yok böyle güzeldiler'
'yok şöyle harika çaldılar'
'Türkçe rock böyle güzel yapılırmış'
demekten bıktım.
Dinlemeniz lazım.
Nasıl yapıcaz bilmiyorum.
Aslında biliyorum ama şimdilik 'sen geride dur' diyorlar.

Muhteşem dörtlü.
(soldan...Reha-Korhan-Suvar-Berke)
MMA koridorlarında iken...

Davullarda sevgili Korhan...

Solist Suvar...

Davulda Korhan ama şimdi kaybolmuş görünmüyor !

Kendinden geçmiş Berke...

Sahne kıyafetin yeterince şık duruyor Suvar...

Rehacan, her zamanki gibi profesyonelliğin her halinden belli oluyor !
...
Diyeceğim o ki bu Çarşamba bayramın 3ncü günü olacak.
Belki bayram sebebiyle program yapmayacaksınız.
Ama sonraki ve daha sonraki Çarşambalar da hep ensenizde olacağım.
Petrol şarkınızı (ilk aklıma gelen) ve diğer muhteşem bestelerinizi herkesin dinlemesi gerekiyor !
Ancak albümünüz piyasaya çıkana kadar ve sonrası, ben de peşinizi bırakırsam bana da Baver,
B…

KORUMA YA DA GÜVENLİK

Bundan tam 11 yıl önceki, yani 5 Kasım 1995 tarihli Milliyet gazetesinin manşetini hatırlıyor musunuz ?

Unuttuysanız birazdan hatırlatacağım.

Ama önce ünlü gazeteci Mehmet Ali Birand’ın, ekibiyle birlikte hazırladığı ve iki yıllık hummalı bir çalışmanın ürünü olan Demir Kırat belgeselinin sunuş kısmında ne dediğini hatırlayalım.
Şöyle diyor usta gazeteci :

[...amacımız kimseyi yargılamak ya da aklamak değil…]

Bu ifadeyi çok beğenmişimdir.

Gerçekten de kimi zaman birilerini eleştirmiş kimi zaman da rahatlıkla övebilmişizdir.

Herhangi bir kurum, kuruluş, siyasi yapı ile yakından ya da uzaktan âlâkalı olmamanın rahatlığından kaynaklanmaktadır bu tutumumuz.

Başbakanın başına önceki gün gelen koruma skandalıyla ilgili olarak dünkü gazeteler zaten yeterince haber yaptı.

Teknik ayrıntılarını tam olarak bilmiyor olsakta, görünen o ki ortada komik ve belki de traji-komik bir durum var.

Bu ayrı bir konudur ve gerçekten de olayda ihmali ya da basiretsizliği olanlar olduğu tespit edildiği halde, …

İŞLETMELERDE TALTİF POLİTİKASI ( II )

Geçen yazımızdaişletmelerdeki taltif (terfi) politikalarının nasıl şekillendiğine dair açıklamalar yapmıştık.
Açıklamalarımızı da ikili bir ayrıma tabi tutmuş, kısaca ve kabaca şöyle demiştik.
Kurum içi yükseltmeler ya kurum içinde yapılan ve başarıyı nicel (sayısal-kalitatif) olarak ölçen sınavlar ile olmaktadır.
Ya da içini tam olarak da dolduramadığımız kişisel perfomans kavramı ile…
Bu yazımızda ise, kurumsal yapılarda taltif politikalarının niçin kişisel performans ile değil de, teorik yeterliliği ölçen, spesifik mesleki bilgileri sınayan sınavlarla sağlanması gerektiğine dair şahsi kanaatlerimizi bildireceğiz.
Her şeyden önce kurum içi yapılan ve mesleki yeterliliği ölçen sınavlarda objektivite vardır.
Bu tip sınavlarda şaibe yoktur.
Yansız ve tarafsızdır.
Sınav soruları zor ise herkese zor, kolay ise herkese kolaydır.
Seçme işi sınavla olduğundan, daha adil ve nispeten daha demokratiktir. Asıl vurucu olan ise, sınavla taltif edilen bir çalışan için, hiç kimse torpilliydi zaten şeklinde,…

İŞLETMELERDE TALTİF (TERFİ) POLİTİKASI ( I )

İşletmeler personel terfi politikalarını farklı stratejiler üzerine kurarlar.
Bu durum, işletmenin kurumsal bir yapı olup olmamasından, idari geleneğine kadar bir çok farklı etkene bağlıdır.
Kurumsal yapı olup olmamasına bağlıdır diyoruz, çünkü işletme hâlâ bir aile şirketi görüntüsünden kurtulamamışsa, tanıdıkların, eşin dostun işletme üzerindeki etkisi çok fazla olacaktır.
İşte işletmeler, terfi politikalarını, referans aldıkları bazı hususlar üzerine inşa ederler.
Referans alınan bu politikaları belirtirken ikili bir ayırım yapacağız.
Birinci ayrım şudur :
Kurum içi sınav sistemini esas alan, pratik mesleki yeterliliği ve kişisel duygusal zekâyı ikinci planda bırakan bir terfi sistemi.
Yani kurum içindeki terfi/yükselme, yine kurum içinde yapılan teorik mesleki sınavla olmaktadır.
Elbette bu durumda, çalışanların uygulamadaki mesleki yeterliliği göz ardı edilmiş olmaktadır.
Ayrıca kişinin duygusal zekâsı da bu sınavlarda ölçülemeyecektir.
Örgütlerde yükselme yani terfi sisteminde tercih edi…

İLK KEZ

İşte bundan tam 16 yıl önce ilk dinlediğimde hayran olduğum o şarkı.Ödülü aldığı anı bile hatırlıyorum.İzmirdeydim o yıl.Kâhya Yahya...
16 yıl geçti ama hayranlık geçmedi.
Biraz 'Tamirci Çırağı' etkisi olsa da bu parçada...
Sevgili Cem Karaca:Bundan sonrasını bilemem ama, siteye klip koymama kuralımı bir tek senin için ihlâl edebilirdim.
Ben de ettim.
Seni televizyonda ilk gördüğümde çocuktum.
Ama bu insan özel demiştim.
Aynı şeyleri hâlâ düşünüyorum.
Hayatımda, bir sanatçının hayatına dair bilinebilecek tüm ayrıntılarını ezbere bildiğim tek sanatçı olduğun için çok mutluyum. Nebil Özgentürk'le bir Yudum İnsan' daki 1 saatlik röportajını 50 kere dinlemiş olmak hiç ama hiç bir zaman sıkıntı olmadı benim için.Hakkında herşeyi bilmek çok güzel.İyi pazarlar, iyi seyirler efendim.Müziğini bir Kabataş' lının, Cahit Berkay'ınyaptığı o güzel şarkıyı dinleyelim.Selâmetle...

ALEYHTE TEZAHÜRAT

Aslında ilk karşılaşmam geçtiğimiz şubat ayında olmuştu.
Ancak o zaman profesyonelliğin bu boyutlara ulaşacağını tahmin etmemiştim işin doğrusu...
Bu fotoğrafı sanırım hatırladınız.
Geçtiğimiz ay kim bunlar demiştik...
Beyni hızlı çalışan yorumcularımız sağolsunlar, verdiğimiz şifrelerden bu fotoğafın bir müzik grubuna ait olduğunu hemen bulmuşlardı.

Yakında ayrıntıları vereceğimi söylemiştim.
Artık zamanı geldi.
Grubun adı ALEYHTE TEZAHÜRAT.


Yukarıdaki ise ilk konserlerinin afişi.
Yanılmadınız.
Türkiye'nin
en prestijli müzik akademisinin garajında, prova arası bir sigara molasında anı niyetiyle çektiğimiz fotoğraf, bu hafta İstiklâl Caddesinin duvarlarını süslüyordu...
Konser tarihini ve saatini belirtiyordu.
İlk gördüğümde hem şok hem de mutlu olmuştum...
Zaten İstiklâl' de yürürken ilk gördüğümde söylediğim aynen şu oldu :
'aaa bu fotoğrafı ben çektim !'
Görmemişin fotoğrafı yayınlanmış, o da tutmuş bilmem ne yapmış...




Bu da o meşhur fotoğrafın orjinal hali...
Hepsini habersiz yakal…

s'il vous plaît BEYLER s'il vous plaît ( sibuple)

Hayranlık güzel bir şeydir. 
Hayran olursun v e hatta bu çoğu zaman sana yaşama sevinci bile verebilir.
Örnek aldığın şey gibi olmak istersin.
Kendin gibi olmaktan acizsen, hayran olduğun gibi yaşamaya başlarsın.
Örnek aldığın için, onun gibi olmaya çalışırsın.
Bir süre sonra onun gibi olmuşsundur ama gerçek sen o değilsindir.
Burada sorun hayran olduğun kişinin örnek aldığın değerlerinin sana ne kadar uyup uymadığıdır.
Bir sanatçıya hayran olursun. Kaset, cd ve bilmem nelerini alırsın. Ona ait şeyleri dinleyip kullanarak kendini iyi hissedersin.
Ona para kazandırırsın mesela.
Ancak aşırı hayranlık kişinin kendi özünden taviz vermesine sebep olur ki, bu durum zamanla o kişiye zarar getirmeye başlar.
Ve asıl tehlike :
Hayran olduğun, bunu fark edip istismar etmeye kalkarsa…En başta onun nezdindeki saygınlığını sıfırın altına çekersin.
Bu hayranlık mevzuu eskiden beri vardır. *Başta III.Selim olmak üzere İmparatorluk ileri gelenlerinin çoğunda açık bir Fransız dostluğu ve hayranlığı vardı.
Sonuç orta…

PARA İÇİN KİLO ALIR MISINIZ ?

Kişilerin ya da meslek gruplarının etik diye ifade edilen kendi içlerinde belirledikleri bir takım ahlâki kuralları vardır.
Bunlar çoğunlukla yazılı değildir ancak yazılı olmamalarına rağmen,
yazılı kurallardan daha fazla etkili de olabilirler.
Çünkü yazılı bir kuralın ihlâli, cezai müeyyidelere (yaptırımlara) bağlanmışken, etik ilkelerin ihlâli, her hangi bir cezai müeyyideye bağlanmamış olabilir.
Kişiler arası ilişkiler için örnek verelim.
Çok yakın iki arkadaşın, partnerlerini değiştirmeleri ya da böyle bir işe soyunmaları hiçbir kanunda yasak olmayan, suç sayılmayan bir eylemdir.
Ancak etik açıdan âhlâksızlığın ta kendisidir.
Tabi şöyle yanlış bir sonuç çıkmasın.
Her etik kuralın ihlâli elbette ki şiddetli bir âhlâksılık demekte değildir.
Çünkü bazen
hiç şık olmamış, hoş kaçmamış, dediğimiz bir takım etik kural ihlâllerine de şahit olabiliriz.
Toplumun yakından tanıdığı sanatçıların ya da meşhur insanların, şöhret, şan ya da menfaat için
vücut bütünlüklerine, sağlıklarına zarar vermelerini…

DİPLOMATİK AŞK VE PERSONA NON GRATA

Aşk üzerine yazdığımız önceki yazılarımız daha çok panoramik (toplu bakışsal) çerçeveden idi.
Şimdi ise
mikroskobik aşk tahlilleri yapmaya devam ediyoruz.
Yani yaşanan ilişkilerdeki insan davranışlarını daha bir yakından inceliyoruz.
Konuya girelim.
Milletler arası hukuk ve uluslar arası ilişkiler terminolojisinde çok sık kullanılan latince bir kavramdan bahsedeceğiz.
Persona non grata.
Yani istenmeyen adam.
Ülkeler arasında sorun çıkardığına, diplomatik krize sebep olduğuna inanılan kişi ya da diplomatlar persona non grata ilan edilerek gerekli tepki ortaya konulmaya çalışılır.
Diplomatlar, devlet adamları, kullandıkları kelimelerin karşı tarafta ne anlama geldiğine dikkat etmezse her an persona non grata ilan edilme, yani
istenmeyen adam olma riski ve hatta bazı durumlarda da, tehdidi ile karşı karşıyadırlar.
Esasen bu bir bakıma da olması gerekendir.

Çünkü diplomatik saha, çokta özgür olunmaması gereken bir sahadır ve insanlar kendi ülkelerinde sahip oldukları özgürlüklerini diplom…

OFİSİMİZDEN MANZARALAR

Bu kalemi kullanmaya başladıktan sonra yaklaşık 1 hafta boyunca maruz kaldığım sorular şunlardır :

1. O gerçek mi ?

2. Nereden aldın ?

3. Yazıyor mu ?

4. Kaç para ?

5. Senin mi ?

6. Kullanıyor musun yoksa maskot niyetine mi ?

7. Bana versene bir arkadaşıma göstereceğim olur mu ?

Ola ki sizler de merak edebilirsiniz diye cevaplıyorum.

1. O gördüğünüz şey gerçek.

2. Taksim, İstiklal' de Terkos Pasajını geçtikten sonraki adını hatırlayamadığım bir pasajın alt katında ki değişik tasarımları olan bir mağazadan aldım.

3. Evet, bildiğiniz kalemler gibi yazıyor.

4. 10 ytl

5. Evet.

6. Kullanıyorum.

7. Üzgünüm, ilk sen değilsin...

Selâmetle...

GAMBİYA ' DA MERKEZ BANKASI VARDIR

Geçtiğimiz hafta okul arkadaşım Zeynep’ ten bir mail aldım.
Ne var ne yok diye soruyordu.
Ayrıca, kendisinden uzun zamandır haber alamadığımız, dürüstlüğüyle kendisini bizlere sevdirmiş
Gambiya’lı okul arkadaşımızın mail adresini bulduğundan bahsetti. Senegal ' in tam ortasında yılan gibi kıvrılmış coğrafi bir yapıya sahip minik bir ülke Gambiya. Başkenti de Banjul. Gambiya ' lı arkadaşımızın adı da Saikou Touray.Biz ona takılmak için, Seykoo derdik. O da sağolsun hiç kızmazdı.
Okulda iken ders aralarında fırsat buldukça sohbet eder, bir afrika ülkesi olan
Gambiya devletihakkında kendisinden bilgi almaya çalışırdım.
Meraklıydım anlayacağınız.
Bazen öyle saçma salak sorular sorardım ki,
'yaau üf yaa' derdi afrika aksanı o müthiş türkçesiyle.
Ama sinirlenmeden ve sabırla da anlatmaya devam ederdi.
İşte sağolsun Zeynep sayesinde eski dostum
Seykoo’ya ulaşmış bulundum.
Hemen kendisine bir mail attım.
Acaba ne yapıyor, beni hatırlıyor mu diye.
Ne de olsa aradan tam 7 yıl geçmişti...
Anın…

BİR KADININ, EŞİNE SADAKATLE BAĞLI OLMASI NEDEN DAHA ZORDUR ?

Eşler arasındaki sadakat yükümlülüğü, basit birkaç cümleyle ya da ortodoks (geleneksel) bir takım düşüncelerle geçiştirilemeyecek boyutta ciddi bir konudur.
Eşlerin daha doğrusu heteroseksüel bir ilişkideki tarafların birbirlerini aldatmalarının sebeplerini, önceki aylardaki Aldatma
I, II, III ve IV başlıklı dört günlük yazı dizimizde tüm teferruatlarıyla açıklamıştık.
Bugün aldatma konusuyla dolaylı da olsa ilgisi olan spesifik bir soruya cevap arayacağız.
Sorumuz şu :
Modern olduğu iddia edilen günümüz toplumlarında, kadının mı yoksa erkeğin mi sadık kalması daha zordur ?
Farklı bir şekilde soralım.
Kadının sadakatli olması mı daha takdire şayan ve şapka çıkarılasıdır yoksa erkeğinki mi ?
Bu soruya vereceğimiz cevap, erkek okurlarımızca hoş karşılanmayabilecektir.
Ancak onların da biraz dikkatli ve derin düşünmeleri bu sorunu ortadan kaldırabilecektir.
Kanımızca, günümüzde, modern olduğu iddia edilen toplumlarda kadınların erkeklerine sadık kalması daha onurlu ve daha takdir edilesi bir har…

YIĞINLARDAN OLMAMAK İÇİN OKUMALIYIZ

"Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre yurdumuzda okuma yazma oranı…"
Belki günlük bir gazetede ya da bir haber kanalında üç beş ayda bir de olsa yukarıda belirttiğimiz şekilde başlayan cümleleri çok sık duymuşsunuzdur.
Okuma ve yazma.
Birlikte çok sık kullandığınız iki kelime.
Elbette okuma ve yazma, dar anlamıyla kullanıldığında birbiriyle doğrudan ilgilidir ve okumayı bilmeyen yazmayı, yazmayı bilmeyen okumayı da bilemez.
Örneğin yalnızca okuma öğreten ya da yalnızca yazma öğreten kurslar yoktur.
Okuma yazma kursları vardır…
Ancak bu iki kelimeyi geniş anlamıyla değerlendirdiğimizde ise birbirlerine zıt bir çok durumu da ifade ettiklerini kolaylıkla görebiliriz.
Sahibi olduğunuz tüm zaman fırsatlarını değerlendirerek yani zamanınızı optimum (ideâl) bir şekilde kullanarak sürekli okuyabilirsiniz.
Hiç yazmadan, yeni bir şeyler üretmeden sürekli okuyabilirsiniz.
Ancak okumadan yazamazsınız.
Üretemezsiniz.
Yazmadan okunur.
Hem de bolca.
Okumadan ise üretilemez.
Okuma aslında yükleme yap…

OKSİJEN ÇADIRINDA AŞK VE ÇADIR SAHİBİ İLE ÖTEKİ

Oksijen çadırında aşk başkadır.
Çadır sahibi ile öteki yaşar bu aşkı.
Gerçek çadırdan bir farkı vardır bu çadırın. Ne elle tutabilirsiniz bu çadırı ne de gözünüzle görebilirsiniz.
Yok hayır ! dışarıdan baktığınızda değil, bizzat içinde bile olsanız fark edemezsiniz.
Hele ki gerçekten sevmiş, kanınızı akıtacak kadar sevmişseniz.
Bu çadırın mutlaka bir sahibi vardır.
Ötekine hiçbir zaman bir şey söylemez bu sahip.
Suskundur.
Öteki ile yoğun aşk yaşadıkları tüm zamanlar boyunca aslında orasının bir oksijen çadırı olduğunu bir tek çadırın sahibi bilir.
Bilir ve bunu
ötekinden sürekli saklar.
Çadır oksjen çadırıdır.
Çünkü doğal ortamlardan yani gerçek hayatın zorluklarından tecrit edilmiştir.
Gerçek hayatla iç içe olan bir aşk denkleminin sorun yaratacak bilinmeyenlerinden uzak durmak ister
çadırın sahibi.
Gerçek hayatın olası sorunlarıyla ama herkesin yaşadığı olası sorunlarıyla birlikte olmak korkutur onu da o yüzden.
Ancak
çadır sahibi için sorun, gerçek hayatta herkesin başına gelebilecek sıkıntılar…

AKADEMİK ŞARLATANLIK

Şaklaban, hokkabaz, soytarı, sirk maymunu.
Keşke benim bunların üzerine söyleyecek birkaç çift lafım olsa idi. Ama yok.
Çünkü sadece isimleri bile ne oldukları hakkında kesin hüküm vermeye yetiyor.
Söyleyen söylemiş.
Kim mi ?

Örneğin Cem Yılmaz.
Esprilerini ve zihin kıvrımlarını beğenmiyor olabilirsiniz ancak ben Cem Yılmaz’ın özgün üslubuna bayılırım.
Eski gösterilerinden bir tanesinde
soytarı deyip geçmeyin sakın ! soytarı dediğiniz krala parmak atan adamdır dediğinde insanların gülmekten mesanelerinin (idrar torbası) çatladığını bilirim.
Şaklaban, hokkabaz, soytarı, sirk maymunu ve fırıldakçı olarak karakterize edebileceğimiz tipleri ikiye ayırabiliriz.
Birincisi gerçekten bu mesleği icra edenler. Şaklabanlık, yani kabaca soytarılık yapanlar. Gerçi daha çok krallar, sultanlar döneminde kalmış olsa da...
Onlar bu işten ekmek yerler.
Sirktekiler de muz.
İş bu sebeple, meselenin özünde
ekmek yemekgibi kutsal bir görev olduğundan, bu konuda fazla da söylenecek , eleştirilebilecek bir yön yoktur.
Ve…

BAŞARIYA GİDEN YOLDA BİR ANAHTAR : OBJEKTİF ÖNEMLİLİK

Önemli adam olmak başkadır. Kim önemli olmak istemez ki ?
Belki de tüm gayretlerimiz aslında
önemli birisi olmak içindir.
Toplum içerisinde itibar görmek, saygınlık kazanmaktır arzumuz.
Görünüşte belki bir işi para için yaptığımız yani tüm çabalarımızın para için olduğu söylense de aslında paranın bize sağlayacağı
önemliliktir tercih ettiğimiz.
Yani para kazanmalıyız, bu uğurda çabalamalıyız ki önemli olabilelim.

Devam edelim.
Menfaatlerinizin uyuştuğu , örtüştüğü kişiler için zaten önemlisinizdir. Çünkü bu insanlar zaten size ihtiyaç duymaktadır ve siz onlar için önemlisinizdir.
Farkındaysanız
siz onlar için önemlisinizdir diyoruz.
Bu şu demektir : böyle bir durumda sizin önemliliğiniz subjektif (öznel) yani
kişiden kişiye değişen bir önemliliktir.
O kimseler için önemli olmanız ya da birilerinin ihtiyaçlarına cevap verdiğiniz için önemli olmanız
gerçekten önemli birisi olduğunuz anlamına gelmeyebilir.
Ya da tersten söyleyelim.
Evrensel kriterlerde, objektif(nesnel) yani herkese göre önemli olm…

AĞLAMAK AMA NE İÇİN ?

Bebekler ana rahminden ayrılır ayrılmaz ağlamaya başlarlar.
Elbette o bebekler, plasentanın içinde amniyo sıvısı ile bir bütün olmuşken
ben dışarı fırlar fırlamaz ağlamaya başlayayım en iyisi diye oturup düşünmezler.
Bu ağlama aslında bir yaşam belirtisidir.
Ya da yaşamsal bir belirtidir.
Her ne kadar râhmetli Cem Baba oğlu Emrah’a yazdığı şarkıda
...doğarken ağladı insan bu son olsun bu son demişse de bunun böyle olmadığını hepimiz çok iyi biliriz.
Bebeklik dönemi atlatılıp 5 yaşını da geçtikten sonra örneğin 6 ya da 7 yaşında iken de ağlar çocuklar.
Neye ağlarlar ?
İlk akla gelen, canları acıdığında ya da talep ettikleri herhangi bir şey yerine getirilmediğinde ağladıklarıdır.
Canları yandığında, bir yerleri acıdığında ağlayan çocuklara dikkat edelim.
Bir yere kazayla çarptıklarında ya da kendilerine sert bir cisim çarptığında doğal olarak çocuğun canı acır.
Bunu ifade etmenin tek yolu da ağlamaktır.
Çarpma anıileağlamaya geçiş arasındabelki de bir saniyelik bir zaman dilimi vardır.
İşte ne ol…