Ana içeriğe atla

AKADEMİK ŞARLATANLIK

Şaklaban, hokkabaz, soytarı, sirk maymunu.
Keşke benim bunların üzerine söyleyecek birkaç çift lafım olsa idi. Ama yok.
Çünkü sadece isimleri bile ne oldukları hakkında kesin hüküm vermeye yetiyor.
Söyleyen söylemiş.
Kim mi ?

Örneğin Cem Yılmaz.
Esprilerini ve zihin kıvrımlarını beğenmiyor olabilirsiniz ancak ben Cem Yılmaz’ın özgün üslubuna bayılırım.
Eski gösterilerinden bir tanesinde
soytarı deyip geçmeyin sakın ! soytarı dediğiniz krala parmak atan adamdır dediğinde insanların gülmekten mesanelerinin (idrar torbası) çatladığını bilirim.
Şaklaban, hokkabaz, soytarı, sirk maymunu ve fırıldakçı olarak karakterize edebileceğimiz tipleri ikiye ayırabiliriz.
Birincisi gerçekten bu mesleği icra edenler. Şaklabanlık, yani kabaca soytarılık yapanlar. Gerçi daha çok krallar, sultanlar döneminde kalmış olsa da...
Onlar bu işten ekmek yerler.
Sirktekiler de muz.
İş bu sebeple, meselenin özünde
ekmek yemek gibi kutsal bir görev olduğundan, bu konuda fazla da söylenecek , eleştirilebilecek bir yön yoktur.
Ve hatta gösterileri bittiğinde evlerine geldiklerinde mesela artık şaklabanlık yapmak zorunda kalmazlar.
Çünkü görev bitmiş normal hayata geçilmiştir.
Her şey gösteride kalmıştır.
Örneğin bir sirk maymunu izleyicileri heyecanlandırmak için, gösteri sonrası şaklabanlık yapmaz.
Çünkü o da bilir ki karşısında heyecanlı bir izleyici kitlesi yoktur ve her şey normale dönmüştür.
Alkışlayanlar, ödül diye muz verenler de yoktur.
Ve tabii genel olarak hiçbir soytarı ya da şaklabanın akademik ünvanı olmaz.
Olamaz.
Çünkü akademik ünvan (Prof. Doç. Yrd.Doç…) yalnızca yüksek öğrenim kurumlarından verilir.
Bir maymun hiç profesör olabilir mi ?
Elbette olamaz.
Ancak işin suyunu çıkaran profesörler olabilir mi derseniz olabilir.
Onlar da şaklabanlık yaparlar fakat şaklabanlıkları ne yazık ki gerçek soytarıların ki gibi belirli bir zaman dilimi ya da bir gösteri ile sınırlı değildir.
Onların görevleri daimidir ve yaşadıkları sürece bu görevlerini icra etmek zorundadırlar.
Oldukça zor bir iştir yaptıkları.
Okulda iken benim ve bir çok öğrenci arkadaşımın da, odasına girerken önümüzü iliklediğimiz değerleri tartışılmaz hocalarımız vardı.

Halen de ülkemizin üniversitelerinde önemli bilim adamlarımız olduğu yadsınamaz bir gerçektir.
Dünya çapındaki hocalarımıza, bilim adamlarımıza ise hiç değinmiyorum.
Yani birkaç istisna dışında üniversitelerimizdeki neredeyse tüm hocalarımızın saygınlığı konusunda elbette hiçbir şüphe olamaz.

Ancak sepetteki çürük yumurtalar her alanda olduğu gibi orada da var.
Türk toplumu olarak , o alandaki çürük yumurtalara hiç alışık olmasak da.
Selametle...
7 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …