Ana içeriğe atla

ALEYHTE TEZAHÜRAT


Aslında ilk karşılaşmam
geçtiğimiz şubat ayında olmuştu.
Ancak o zaman profesyonelliğin bu boyutlara ulaşacağını tahmin etmemiştim işin doğrusu...
Bu fotoğrafı sanırım hatırladınız.
Geçtiğimiz ay kim bunlar demiştik...
Beyni hızlı çalışan yorumcularımız sağolsunlar, verdiğimiz şifrelerden bu fotoğafın bir müzik grubuna ait olduğunu hemen bulmuşlardı.

Yakında ayrıntıları vereceğimi söylemiştim.
Artık zamanı geldi.
Grubun adı ALEYHTE TEZAHÜRAT.


Yukarıdaki ise ilk konserlerinin afişi.
Yanılmadınız.
Türkiye'nin
en prestijli müzik akademisinin garajında, prova arası bir sigara molasında anı niyetiyle çektiğimiz fotoğraf, bu hafta İstiklâl Caddesinin duvarlarını süslüyordu...
Konser tarihini ve saatini belirtiyordu.
İlk gördüğümde hem şok hem de mutlu olmuştum...
Zaten İstiklâl' de yürürken ilk gördüğümde söylediğim aynen şu oldu :
'aaa bu fotoğrafı ben çektim !'
Görmemişin fotoğrafı yayınlanmış, o da tutmuş bilmem ne yapmış...




Bu da o meşhur fotoğrafın orjinal hali...
Hepsini habersiz yakalamışken..


Soldan Sağa:


Ayakta :

Berke


Bulutsuzluk Özlemi'nin davulcusu...

Modern Müzik Akademisi hocalarından.
Onu fazla da anlatmaya gerek yok yani !

Gülen şirin adam : Reha...

Biz ona Rehacan diyoruz.
Eşsiz bir gitarist.

Basçı.
Özellikle konser anında kendinden emin ve soğukkanlı tavırlarıyla dikkat çekiyor.

Grubun vokali Suvar...
Sui generis bir ses...

Sağ başta ayakta :
Sevgili Korhan.

Grubun davulcusu...
Gerçek bir beyefendi desem abartmamış olurum.
Konser anında kendinden geçiyor.

Daha şimdiden ezbere bildiğim bomba gibi 4 besteleri var ki...
İnanılmaz duygu ve mânâ yüklü.

Türkçe Rock müzikte tartışılmaz yeni bir ekol.
Çok mu iddialı geldi ?
Hele bir dinleyin sonra görüşelim.
İkinci konser anonsunu buradan vereceğim.
Seattle ve İstanbul birlikteliği diyorum ben buna...


11 Ekim 2006. Çarşamba. Saat 22 : 00 Yer : ARKA SOKAK ( Yeşilçam Sok. No:36/1 Beyoğlu)


İşte bu.
Bir sonraki yazımızda prova ve konser görüntüleri var sırada...
Selâmetle...





10 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...