Ana içeriğe atla

BİR KADININ, EŞİNE SADAKATLE BAĞLI OLMASI NEDEN DAHA ZORDUR ?

Eşler arasındaki sadakat yükümlülüğü, basit birkaç cümleyle ya da ortodoks (geleneksel) bir takım düşüncelerle geçiştirilemeyecek boyutta ciddi bir konudur.
Eşlerin daha doğrusu heteroseksüel bir ilişkideki tarafların birbirlerini aldatmalarının sebeplerini, önceki aylardaki Aldatma
I, II, III ve IV başlıklı dört günlük yazı dizimizde tüm teferruatlarıyla açıklamıştık.
Bugün aldatma konusuyla dolaylı da olsa ilgisi olan spesifik bir soruya cevap arayacağız.
Sorumuz şu :
Modern olduğu iddia edilen günümüz toplumlarında, kadının mı yoksa erkeğin mi sadık kalması daha zordur ?
Farklı bir şekilde soralım.
Kadının sadakatli olması mı daha takdire şayan ve şapka çıkarılasıdır yoksa erkeğinki mi ?
Bu soruya vereceğimiz cevap, erkek okurlarımızca hoş karşılanmayabilecektir.
Ancak onların da biraz dikkatli ve derin düşünmeleri bu sorunu ortadan kaldırabilecektir.
Kanımızca, günümüzde, modern olduğu iddia edilen toplumlarda kadınların erkeklerine sadık kalması daha onurlu ve daha takdir edilesi bir harekettir.
Bu işi başarmak, yani bir kadının erkeğine sadık kalması, bir erkeğin kadınına sadık kalmasından daha zordur.
Kaldı ki bu işin zorluğunun temel sebeplerinden bir tanesi de günümüz modern toplumudur.
Erkeklerin kadınlara yönelik her türlü 'ayartma' faaliyetlerinin artan bir hızla sürdüğü günümüz toplumlarında kadın, sürekli talep edilen durumundadır.
Hiç şüphesiz dünya kurulduğundan beri de bu böyleydi. Yani kadın hep 'talep edilen' erkek de 'vücut kimyası gereği sürekli bir partner arayışı içerisinde' olandı.
Ancak son yıllarda bu arayış, öz aynı kalmak koşuluyla çerçeve değiştirmiştir.
Daha önceleri genel olarak 'ayıp' ya da 'ahlâki değerler' diye tabir edebileceğimiz bazı kavramların içlerinin belki de bir daha dolmayacakçasına boşaltılması , erkeklerin kadınlara yönelik elde etme (!) faaliyetlerinde bir artışa sebep olmuştur.
Ve hepsinden önemlisi bu faaliyetler büyük ölçüde yer altından yer üstüne çıkmıştır.
Yani daha önceleri bir kısım erkeklerin 'ayıp olur' ya da 'ahlâki değerlere ters olur' diye yapmadığı bir takım ayarlama diye tabir edebileceğimiz girişimlerin sayısı artmıştır.
Hem sayısal olarak(nicel olarak) artmıştır hem de yöntem olarak.
Yani diyebiliriz ki, günümüzde, kadınların maruz kaldığı ve 'yoldan çıkmaları' için yollarına döşenmiş mayınların sayısı erkeklerin maruz kaldığı ve 'yoldan çıkmaları' için yollarına döşenmiş mayınların sayısından kat kat fazladır.
Hem sayısal olarak fazladır hem de tahrip güçleri yüksektir.
Çok daha etkilidir yani.
İşte erkeklerin bu yoğun mitralyöz atışı altında dahi bir kadın, kocasına, eşine, erkek arkadaşına kısacası ilişki yaşadığı kişiye sadık kalabiliyorsa o kadın gerçekten kutlanası bir kadındır.
Bir erkek hiçbir şey yapmadan yani eylemsiz kalarak kadınına sadık kalabilir.
Ancak bir kadın, hiçbir şey yapmasa dahi ve hatta yolda yürürken önüne baksa bile bir takım rahatsızlıklar yaşayabilir.
Yani erkeğin sadakati için, hiçbir şey yapmaması yeterli olabilecekken, kadının sadakati için hem bir şey yapmaması hem de gelebilecek olası saldırıları da üstün bir kararlılıkla bertaraf etmesi gerekmektedir.

Erkekten daha fazla emek ve sabır gösterecektir yani.
Son olarak ; bu anlatılanlara kadınların ekonomik özgürlüklerine de sahip olma durumlarını eklediğimizde, giriş kısmında sorduğumuz soruya rahatlıkla cevap verebiliriz.
İşte bahsettiğimiz tüm bu sebeplerden ötürü, kadınların sadakatli olması çok ama çok daha zordur ve bize göre daha asil ve onurlucadır.
Selâmetle.
8 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...