Ana içeriğe atla

DİPLOMATİK AŞK VE PERSONA NON GRATA


Aşk üzerine yazdığımız önceki yazılarımız daha çok panoramik (toplu bakışsal) çerçeveden idi.
Şimdi ise
mikroskobik aşk tahlilleri yapmaya devam ediyoruz.
Yani yaşanan ilişkilerdeki insan davranışlarını daha bir yakından inceliyoruz.
Konuya girelim.
Milletler arası hukuk ve uluslar arası ilişkiler terminolojisinde çok sık kullanılan latince bir kavramdan bahsedeceğiz.
Persona non grata.
Yani istenmeyen adam.
Ülkeler arasında sorun çıkardığına, diplomatik krize sebep olduğuna inanılan kişi ya da diplomatlar persona non grata ilan edilerek gerekli tepki ortaya konulmaya çalışılır.
Diplomatlar, devlet adamları, kullandıkları kelimelerin karşı tarafta ne anlama geldiğine dikkat etmezse her an persona non grata ilan edilme, yani
istenmeyen adam olma riski ve hatta bazı durumlarda da, tehdidi ile karşı karşıyadırlar.
Esasen bu bir bakıma da olması gerekendir.

Çünkü diplomatik saha, çokta özgür olunmaması gereken bir sahadır ve insanlar kendi ülkelerinde sahip oldukları özgürlüklerini diplomatik alanda sürdüremezler.
Kadın erkek ilişkilerini pozitivist (olgucu) yönden incelediğimizde, aşk ya da birliktelik diye isimlendirilecek
bazı ilişki biçimlerinin aslında kabaca, diplomatik bir ciddiyetle yaşandığına şahit oluruz.
Yani bir ilişki yaşanmakta ve hatta bazen bunun adına da
aşk denmektedir.
Ancak görüntüde aşk denilen bu ilişki biçimi, aslında kabaca, diplomatik kabul edebileceğimiz bir alanda yaşanmaktadır.
Açalım.
Çiftlerden birinin genellikle dominant (baskın) olduğu, diğerinin ise resesif (çekinik) kaldığı bu ilişkiler neredeyse
tek taraflı bir diplomatik ciddiyetle yaşanmaktadır.
Resesif olan taraf, hem ilişkinin tüm ağırlığını üzerine almıştır hem de ismi konmamış bir taşıma suyunu da sürekli taşımaya çalışmaktadır.
Değirmenin döneceği inancını hiç kaybetmeden.
İşte ilişkide diplomasi kurallarını uygulayan da bu taraftır yani resesif (çekinik) olandır.

Karşı tarafın kendisini bir gün terk edeceği korkusu ve taşıdığı sevgisidir böyle davranmasına sebep olan.
Kullandığı cümleler özgürce değildir.
Hür değildir.
Aşk başa gelince akıl senelik izne çıkar cümlesi, ilişkide resesif olan tarafta hayat bulur.
Sürekli bir hata yapacağı zannıyla hareket eder.
İlişkide spontane (kendiliğinden) oluşmuş kurallara uymaya çalışır.
Ölçülüdür.

Çünkü öyle olmak zorunda olduğunu düşünür.
Tüm hareketleri diplomatik bir kriz yaşanmaması, ilişkide bir gerginlik yaşanmaması, yaratılmaması yönündedir.
Sonunda olan olur.
Hareketlerin, davranışların şiddetinde yaşanacak minimal bir sapma karşı tarafta yani ilişkide dominant olan tarafta ters etki yapar.
Çünkü baskın taraf o ana kadar hiç alışık olmadığı bir durum yaşamıştır.
O da kendince yapması gerekeni yapar ve bu krizi kendi yöntemleriyle aşmaya çalışır.

Ve yapabileceği tek şeyi yapar.
Karşı tarafı persona non grata ilan eder !
Selâmetle…
10 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …