Ana içeriğe atla

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )


Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz, halk arasında ki gelin-kaynana çatışması kavramı, esasen bu muvazenesizliğin (dengesizliğin) bir ürünüdür.
Babalar ile damatları arasındaki uyuşmazlığa nazaran, sayısal olarak o kadar çok gelin-kaynana çatışması yaşanmıştır ki, gelin-kaynana konsepti halk arasında spontane (kendiliğinden) olarak oluşmuş, gelişmiş ve hatta kemikleşmiştir.
Zaten, anne-oğul arasında aşılamayan bir sevgi barikatı, yani bilimsel olarak da tanımlanmış olan Jocasta Kompleksi gibi bir patolojik (hastalıklı) durum varken, niçin baba-kız arasında kıskançlık temelinde tanımlanmış bir psikyatrik kategori yok ?
Baba ile kızı arasında kategorik olarak böyle bir kompleksin tanımlanmamış olması bile durumu yeterince açıklamıyor mu ?

Öyle ya, eğer baba-kız arasında kıskançlık temelinde ve yaygın bir şekilde yaşanan patolojik bir durum olsaydı bunun tanımlanmış bir ismi de olurdu.
Demek ki böyle tanımlama ihtiyacı doğmamış bile.
İşte anne oğul arasındaki bu ilişki biçiminin, baba kız arasında yaşanmamasının sebeplerinden bir tanesi, daha önce de detaylı bir şekilde açıkladığımız gibi, oğulun anneden fiziksel olarak kopmasıdır.
Doğum anından bahsediyoruz.

Fiziksel kopuş, tensel kopuş, oğlun ana rahminden ayrılması, sıradan bir olay değildir. Bir kız evlat babasına tapacak derecede bağlı olsa bile, babasından hiçbir koşulda fiziksel bir kopma yaşamamıştır. Yani fiziksel olarak ondan bir parça değildir aslında.
Peki sadece bu sebep mi anne oğul ilişkisinde aşılamayan bir bariyer oluşturur ?

Hayır.
Tespit edebildiğimiz ikinci sebep ise erkeklerin hormonel vücut kimyası gereği kadınlara olan zaafiyetidir.
Açalım.
Erkekler arasında çokça konuşulan bir konudur.
Şöyle söylenir.

Bir kız yeni tanıştığı ya da zaten tanıyor olduğu bir erkek arkadaşıyla buluşmayı planlamışsa, ama aynı saatlerde de günlük hayatı paylaştığı normal kız arkadaşları ile buluşması gündeme gelmişse, erkek arkadaşını ikinci plana atıp, kız arkadaşları ile buluşmayı tercih edebilir. Hattâ o kızın arkadaşları niçin o çocuğu bize tercih ettin diye kızcağıza tavır alabilecekken, erkekler de durum tam tersi gelişebilir. Nasıl mı ?
Tabii abi sen hatunu bekletme, biz takılırız.
Genel yaklaşım budur.

Çünkü erkek cihetinden (yönünden) : bir kıza sahip olunmuşsa, ya da sahip olma olasılığı dahi doğmuşsa bu bir fırsattır ve kaçırılmamalıdır. Arkada kalanlar ya da ikinci plana atılanlar çok ta önemli değildir. Ne de olsa onlar daha sonra telafi edilebilir. Kaldı ki telafi edilmese de önemli değildir. Önce can, sonra canan değil midir kural ?
Ve aslında ismini tam koyamasalar da anneler tüm bunları iyi bildiğinden arkada kalanlardan olma ihtimâli onları ürkütür.

Buna bir de fiziksel kopmayı da eklerseniz anne-oğul-eş teslisinin şifreleri çözülmüş olur.
Üzerinde düşünülmesi gerekli son nokta, annelerin yeni gelen bir kadına sıcak bakmamalarının sebebiyle ilgilidir.

Çünkü bir zamanlar onlar da genç ve güzel bir kadın olarak bir erkekle birlikte olmuşlardı ve genç ve güzel bir kadının bir erkek üzerinde nasıl bir etki bırakacağını herkesten çok, yine onlar daha iyi bilmektedirler.
Belki de bir zamanlar sahip oldukları ve nelere muktedir olduğunu çok iyi bildikleri, aynı zamanda da yitirdikleri bu gücü, şimdi yeni gelen kadında gördüklerinde ve söz konusu oğulları olduğunda rakip psikolojisi kendiliğinden doğmaktadır.
Selâmetle…
16 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …