Ana içeriğe atla

GÜNLÜK GAZETELER VE KÖŞE YAZARLIĞI


Okumanın gerekliliği ve öneminden bahsedildiğinde ilk akla gelen kitap okuma olabilir.
Ancak hiç şüphesiz mesele, yalnızca kitaplarla ya da kitap okuma ile sınırlı değildir.
Günlük gazetelerde yazan köşe yazarlarının yazılarının bazıları, aslında neredeyse bir kitap kadar özgündür.
İstisnaları vardır elbette.
Zaten bu yüzden gazetelerdeki köşe yazarlarını kabaca üçe ayırıyoruz.
Birinci gruptaki yazarlar, affınıza sığınarak osurduğunu bile yazan yazarlardır.
İsim vermeye lüzum yok.

Çünkü en yüksek tirajlı bir gazeteyi de alsanız bu tip yazarlara rastlayabilirsiniz.
Ancak entelektüel bir komplekse girilmeden şu yorum rahatlıkla yapılabilmelidir.
Eğer toplum bunları okumak istiyorsa bu tip yazılar da olabilecektir.
Önemli olan; günlük olarak tüketilen, üretkenlikten yoksun olan ve çoğunlukla yazarın özel yaşantısının minimal detayları üzerine kurulu olan bu tip yazıların, toplumun zihinsel ve fikirsel gelişimine ne ölçüde ve ne şiddette fayda sağlayabileceğidir.
Örneğin bir hanım yazarın sütyeninin markasının bilinmesi ne işe yarar ?
Ya da yaptığı masturbasyonun teknik ve anatomik ayrıntılarını yazması , az gelişmiş bir ülke toplumunun bireyleri için ne kadar önemlidir ?
İkinci grup yazarlar ise işleri biraz daha zor olan yazarlardır.
Günlük yaşamsal faaliyetlerine bir cümle ile belki değinir belki değinmezler.
Bunlar yaşadıkları toplumun fikirsel hazinelerine her gün yeni bir malzeme taşıma gayreti içerisinde olan yazarlardır.
Üretirler ve her gün yeni şeyler yazmak zorundadırlar.
Olaylara kimsenin bakmadığı farklı bir bakış açısı getirirler ve belki de toplumun düşünce şemalarının şekillenmesinde en önemli görevi üstlenirler.
Bazen toplumsal bir olay karşısında ki tavrın netleşmesi için olağan üstü bir çaba bile sarf edebilirler.
Burada en mühim mesele, çıtası yüksek bu tip yazarların, bir takım kişi, kuruluş, ülke ya da servislerin kontrolüne geçmesidir ki, bir ülke için olabilecek ve yaşanabilecek en büyük felaketlerden bir tanesidir.
Ve kanımızca, bir ülkenin politikacılarının başka ülke ya da ülkelerin çıkarlarına hizmet etmesinden daha tehlikeli bir durumdur bu durum.
Çünkü politikacılar politik bir karar alırlar ve bunun sonuçları nettir.
Çıkar ‘olmaz böyle şey, menfaatlerimize aykırıdır’ dersiniz, kamuoyu oluşturursunuz ve tehlikeli bir girişimi bertaraf edebilirsiniz.
Ancak iş kalemle olduğunda, tedrici (azar azar) gelişir.
Yani bu sinsi olandır.

Fark edemeyebilir, ya da fark ettiğinizde size, bütünlüğünüze ait tüm değerler çoktan alt üst olmuş olabilir.
Nihayet, üçüncü grup köşe yazarları ise, daha çok ihtisas gazeteleri diye ifade edebileceğimiz, belli bir teknik/akademik konuda yayın yapan gazetelerde yazan köşe yazarlarıdır.

Örneğin Dünya Gazetesi ' ndeki bazı yazarlarımız...
Ancak günlük gazetelerden bazılarında da bu tip yazarlara rastlayabiliriz.

Vergi konusunda Hürriyet’ten Prof. Dr. Şükrü Kızılot gibi…
Bu tip yazarlar daha çok akademisyen sıfatına haizdirler ve aslında çoğunlukla üniversitelerde hocadırlar.
Okuyucu kitlesi diğer yazarlara göre elbette daha az olabilir ancak yaptıkları yorumlar çok geniş spektrumludur.
Zaten bize göre onlar yazar değil, hocadır, bilim adamıdır ve akademisyendir.
Her şeye rağmen son sözümüz; bize göre günlük gazeteler dünyanın en kapsamlı genel kültür ansiklopedileri arasındadır.
Selâmetle…
10 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …