Ana içeriğe atla

PARA İÇİN KİLO ALIR MISINIZ ?


Kişilerin ya da meslek gruplarının etik diye ifade edilen kendi içlerinde belirledikleri bir takım ahlâki kuralları vardır.
Bunlar çoğunlukla yazılı değildir ancak yazılı olmamalarına rağmen,
yazılı kurallardan daha fazla etkili de olabilirler.
Çünkü yazılı bir kuralın ihlâli, cezai müeyyidelere (yaptırımlara) bağlanmışken, etik ilkelerin ihlâli, her hangi bir cezai müeyyideye bağlanmamış olabilir.
Kişiler arası ilişkiler için örnek verelim.
Çok yakın iki arkadaşın, partnerlerini değiştirmeleri ya da böyle bir işe soyunmaları hiçbir kanunda yasak olmayan, suç sayılmayan bir eylemdir.
Ancak etik açıdan âhlâksızlığın ta kendisidir.
Tabi şöyle yanlış bir sonuç çıkmasın.
Her etik kuralın ihlâli elbette ki şiddetli bir âhlâksılık demekte değildir.
Çünkü bazen
hiç şık olmamış, hoş kaçmamış, dediğimiz bir takım etik kural ihlâllerine de şahit olabiliriz.
Toplumun yakından tanıdığı sanatçıların ya da meşhur insanların, şöhret, şan ya da menfaat için
vücut bütünlüklerine, sağlıklarına zarar vermelerinin etik bir kural ihlâli olduğu kanaatindeyiz.
Daha önce kamuoyunda bu konuda bir tartışma başlatılmamış olması bir yana, esasen amacımız bir tartışma yaratmaktan öte, her zaman ki gibi mesele ile ilgili özgün fikirlerimizi ortaya koymaktır.
Bir sanatçı ya da oyuncu.
Film çekimi yapılacak.
Senaryoyu okuyor.
En az 15-20 kilo alması lazım.
Çekimlerin başlamasına kadar sürekli yemek yiyecek.
Spor yapmayacak.
Sağlığını, vücudunun o ana kadar ki metabolizmasını bozacak yani.

Belki de bunun getireceği ruhsal çökkünlük (depresyon) halini de eş anlı göğüslemeye çalışacak.
Sebep ?
Senaryo için bu gerekli !
Sizce doğru mu bu peki ?
Bir gazete haberi :
* H.A. , “ Emret Komutanım Şah Mat” taki rolü için 15 kilo daha aldı. Oyuncunun kilosu filmin hazırlık döneminde 120’ den 135’e çıktı.
Lütfen kimse sanat için demesin.
Evrensel etik kural burada da geçerli değil midir ?
Yani hiçbir şey insan sağlığından değerli olamaz ki.
O rolden kazanacağı para, rolün ona getireceği prestij ?
Daha sonradan doktor kontrolünde zayıflayacağını söylemesi aslında pek de bir şey değiştirmez.
Ünlü bilim adamı üstad onkolog, merhum
Dr.Haluk Nurbaki hocanın dediği gibi tok karnına yemek yemek cinayettir.
Şimdi bu oyuncu şöhret için cinayet işlemeye devam edecek !

Bir dublörde riske girer ve belki de hayatını kaybedebilir.
Ancak onunki bir risktir ve hatta ciddi bir risk.
Ama zarar göreceği kesin değildir.
Fakat burada o kilolar ve o kiloların getireceği fizyolojik ve ruhsal yük kesin olarak vardır.
Aynı şey değil yani…
Selâmetle…


Bibliyografya :
* 'Bu rol için tam 15 kilo aldım' , Arzu Akbaş'ın Haberi , 11 Ekim 2006 Çarşamba, Hürriyet Kelebek, sf.1
5 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...