Ana içeriğe atla

s'il vous plaît BEYLER s'il vous plaît ( sibuple)



Hayranlık güzel bir şeydir. 
Hayran olursun v
e hatta bu çoğu zaman sana yaşama sevinci bile verebilir.

Örnek aldığın şey gibi olmak istersin.

Kendin gibi olmaktan acizsen, hayran olduğun gibi yaşamaya başlarsın.

Örnek aldığın için, onun gibi olmaya çalışırsın.

Bir süre sonra onun gibi olmuşsundur ama gerçek sen o değilsindir.

Burada sorun hayran olduğun kişinin örnek aldığın değerlerinin sana ne kadar uyup uymadığıdır.

Bir sanatçıya hayran olursun. Kaset, cd ve bilmem nelerini alırsın. Ona ait şeyleri dinleyip kullanarak kendini iyi hissedersin.

Ona para kazandırırsın mesela.

Ancak aşırı hayranlık kişinin kendi özünden taviz vermesine sebep olur ki, bu durum zamanla o kişiye zarar getirmeye başlar.

Ve asıl tehlike :

Hayran olduğun, bunu fark edip istismar etmeye kalkarsa…En başta onun nezdindeki saygınlığını sıfırın altına çekersin.

Bu hayranlık mevzuu eskiden beri vardır. *Başta III.Selim olmak üzere İmparatorluk ileri gelenlerinin çoğunda açık bir Fransız dostluğu ve hayranlığı vardı.

Sonuç ortada. Değişen bir şey olmadı yani. İki yüz yılı aşkın zaman geçmesine rağmen Paris'in ismini duyduğunda ağzının suyu akanlar hep oldu. Coğrafi olarak yer kürenin işaret ettiği doğu toplumunda yaşıyor olmaktan kaynaklanan aşağılık kompleksi pozitif bilimlerle, sosyal bilimlerle, sosyolojiyle, matematikle aşılmaya çalışılacağına,  'bonjour'  ile aşılmaya çalışıldı.

Sonra  s'il vous plaît ' leler sardı memleketi ! (yurdum insanınca silvuple ya da sibuple okunur )

Muasır bilimi reddedip ama diğer yönleriyle onların peşinden gitmek başka bir şeydi.

Muasır  bilim muhakkak çekip çıkarılmalı ve değerlendirilip kullanılmalıydı. Ama ya peşine takılmak niyeydi?

Onun gibi olmaya çalışmak. Kendini unutmak. 


Hadi gençler, şimdi koşun arkasından Paris Paris diye. Fransa Fransa diye. İçin güzelim Fransız şaraplarını, öykünün öyküneceğiniz kadar.

Ey Fransa; yapımında yaklaşık 18 bin ton demir kullanılan, resimdeki o meşhur Eiffel (Eyfel) Kulen var ya…
Götüne girsin.

Selâmetle…




Bibliyografya :

* Siyasal Tarih, Prof. Dr. Toktamış Ateş, Der Yayınları, 1994-İstanbul, 3.Basım sf.175
7 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …