Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasım, 2006 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

TEDRİCİ BOŞANMA ( III )

Bugünkü yazımızda tedrici boşanmaları inceleyecek ve üç bölümlük yazı dizimizi sonlandıracağız.
Tedrici boşanmalar, yani azar azar, bazen sinsi bir süreç sonunda yaşanan boşanmalar.
Tedrici boşanmalarda ilk anda somut bir sebep gösterilmesi güç gibidir.

Bu tip boşanmaları, daha önce incelediğimiz iki tip boşanmadan ayıran temel fark, ortada zayıf bir zincir halkası olmasıdır. Taraflar bunu monotonluk olarak isimlendirseler de…
Karşılaştırmalı analizimize devam edelim.
Perşembenin gelişinin çarşambadan belli olduğu boşanmadazaten her şey ortada olduğundan ortada zayıf bir halka falan da yoktur. Daha önce de belirttiğimiz gibi boşanma bir sürpriz değil kimi zamanda beklenen bir sonuçtur.
Çarşıdan aldım bir tane boşanmasında ise nikâhtan sonra neredeyse bir şok yaşanmakta ve belki de hiçbir zaman güven vermemiş olan , kemikleşmeyen bir zincir kendiliğinden kopmaktadır.
İşte bu noktada tedrici boşanmanın diğer iki çeşit boşanmadan farkı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Çünkü tedrici boşanma ort…

YENİ EVLİLERE BASKIN : ÇİĞ KÖFTE PARTİSİ

Gökçe : -Baaver n'pıyorsun, öyle yoğrulmaz !


















E bi gidin yaa, rahat bırakın !

Efe: 'Ulan kimse yok, bi tane götüreyim ayak üstü, hepsi meşgulken !

Gökay : Yav, rejimde yapıyorduk ya neyse, e bu bulgur birşey yapmaz. Acı ama ?

Belki gümrükte biraz !

Hep berabeer !

Cengiz : Ben yakışıklı ve karizmatik bir adamım.

Cep telefonumdan da ayrılamam.
Oof Bakırköy'den kalk gel çiğköfte partilerine.
Ya bizim okuldan eski arkadaşlar görse ne der benim için ?

Onu düşünüyorum kara kara.
Çiğköfte ve ben ?
Ama dur lan, o kadar da arabesk bir yiyecek değil.
Öyle olsaydı, Aşkın Nur Yengi ile Haluk Bilginer, nikâh törenlerinde seçkin konuklarına çiğköfte ikrâm ederler miydi ?
Tamam oğlum Cengiz, doğru yerdesin.
Ama Baver'in o yazısınıokumadan önce böyle düşünmüyordum.

Bir Törendir Çiğköfte diye boşuna dememiş...
Artık kaçırmayacağım böyle partileri.

Yazık.
Salih'le Şule kaçırdı partiyi ama neyse...

ÇARŞIDAN ALDIM BİR TANE EVE GETİRDİM BİN TANE BOŞANMALARI ( II )

Bir önceki yazımızda perşembenin gelişinin çarşambadan belli olduğu boşanmalarıincelemiştik. Taahhüt ettiğimiz gibi, bugün çarşıdan aldım bir tane eve getirdim bin tane boşanmalarını inceleyeceğiz.
Ayrıca son ana kadar düşünce düzlemimde bir değişiklik olmazsa, bir sonraki yani üçüncü bölümde de tedrici boşanmaları inceleyerek yazı dizimizi sonlandıracağız.
Konumuza girelim.
Adı üzerinde; çarşıdan aldım bir tane, eve getirdim bin tane boşanmaları.
Bu boşanma çeşidinde, nikâh akdi imzalandıktan ve eve döndükten sonra yaşanan sürecin her anı aslında sürprizdir.
Hiçbir şey beklenen olmadığı gibi, yaşanan ya da karşılaşılan bir çok şey hayal kırıklığı yaşatabilecek ölçüde de yıkıcıdır.
Hepinizin aklına, nikâhtan önce çiftlerden birinin gerçek yüzünü gizlediği, bunu sonraya sakladığı gelebilir. Evet bu kısmen doğrudur ve bir nev’i, başlığımızdaki boşanma türüne örnek gösterilebilir.
Yani nikâh kıyılına kadar kişi gerçek yüzünü göstermeyebilir.
Örneğin adam, yabancı hiçbir kadına bakmayan, onlarla…

PERŞEMBENİN GELİŞİNİN ÇARŞAMBADAN BELLİ OLDUĞU BOŞANMALAR ( I )

Evlilik toplumsal hayatın olmazsa olmazlarındandır.
Daha da önemlisi sağlıklı bir insan bünyesinin ihtiyaç duyduğu önemli bir olgudur.
Hem fiziksel, hem de ruhsal doyuma ulaşılmanın amaçlandığı, üreme faaliyetinin meşru zeminde yapıldığı bir şemsiye gibidir.
Bu şemsiyenin çatısı altında neslin devamlılığı amaçtır.
Hiç kimse boşanmak için evlenmez.
Günümüzde, gerek diğer dünya ülkelerinde, gerekse de ülkemizde görülen boşanmalar, önceki yıllara göre önemli oranda artış göstermiştir.
Ancak amacımız , hepinizin çok iyi bildiği bu gerçeği burada ayrıntılı bir şekilde dile getirmek değildir.
Çünkü boşanmaların ekonomik, ahlâki, duygusal, bazen de sağlık sorunlarıyla ilgili türlü türlü sebepleri vardır.
İşte sebebi ne olursa olsun, yaşanan tüm bu boşanmaları kabaca ikiye ayıracağız.
Bunlardan birincisini bugünkü yazımızda, diğerini de bir sonraki yazımızda işlemeye çalışacağız.
Bugün işleyeceğimiz boşanma çeşidi, perşembenin gelişinin çarşambadan belli olduğu boşanmalardır.
Perşembenin gelişinin çarş…

KALBİN Mİ VAR DERDİN VAR...

KELLİK SORUNSALI VE ŞİŞMANLIKLA İLİŞKİSİ

Gelişmekte olan ülkelerin diğer bir adı AGÜ’ lerdir. Yani Az Gelişmiş Ülkeler.
Aslında işin doğrusu şudur.
Gerek iktisatçılar, gerekse de bir kısım sosyologlar açıkça az gelişmiş ülke demeyi tercih etmezler.
Bu yüzden daha onore edici olan gelişmekte olan ülke kavramı ortaya atılmıştır.
Yoksa her ikisi arasında bir fark yoktur.
Kelliği de buna benzetirim.
Açıkça kel diyemediğiniz durumlarda saçlar dökülmüş diyerek, durumu kurtarmaya çalışırsınız. Böylelikle karşı tarafı da fazla incitmemiş olursunuz.
Önden açılmış, biraz seyrelmiş demekte durumu kurtarabilir.
Havaalanı, ayna, optik yansıma, gözlerimiz kamaştı ifadeleri de, kel vatandaşlarımıza yapılan ironik saldırıların değişik çeşitlerindendir.
Bir tıp adamı olmadığımızdan, meselenin bilimsel kökenlerini net olarak yazamayacak olmakla birlikte, kelliğin erkeklik hormonundan kaynaklandığını duymuştuk.
Aslında erkelere nazaran kadınların saçlarının neredeyse hiç dökülmemesi bu duyduğumuz söylentiyi (ya da gerçeği) doğrulamaktadır.
Her ne kadar k…

DÜĞÜM ÇÖZÜLÜYOR ( III )

Tam telefonla konuşmaya başlamıştı ki, üst katta iyi çekmediği için, masadan uzaklaştı.
Nazan, kafasındaki önemli bir soru işaretinin gitmiş olmasından dolayı, aslında çok keyifliydi.
Hatun çalan telefonunu masanın üzerindeki çantasından çekip çıkarırken, o kargaşada bazı evrakları da çantadan dışarı fırlamıştı. Nazan ise, az önce duyduklarının etkisiyle yüzünde bir tebessüm ve kafasındaki soru işaretinin gitmiş olmasından kaynaklanan hazla, elinde kalem farkında olmadan dalgın bir şekilde, çantadan çıkan o evraklardan birisinin üzerini karalamıştı.
Sonra bir an ne yaptım ben, ya önemli bir belge ise diye düşündü. Evrak zaten açıkta olduğu için de, Hatun’a göstereyim bari diye düşündü.
O esnada evrakın iki nüsha olduğunu gördü. Özel bir hastaneye ait olması Nazan’ı endişelendirdi.
Arkadaşı adına bir an korktu. Öyle ya, uzun süredir arkadaştılar ve birbirlerine ait bir çok şeyi biliyorlardı. Hem öyle samimiydiler ki, Nazan kafasındaki bir çok soru işaretini Hatun’la paylaşıyor ve tatmin edi…

NAZAN SORUSUNA CEVAP BULUYOR ANCAK ! ( II )

(1.bölüm kaldığımız yerden)
...düşünüyordu ve cevap bulmaya çalışıyordu. Biz kadınlar birbirimizin tüm ayrıntılarını incelerken erkekler birbirlerine ve birbirlerindeki değişikliklere kayıtsız kalıyorlardı.
Çok şükür Hatun vardı. Hatun kafasındaki bu soru işaretlerini bir ölçüde kırıyordu. Tam olarak gideremiyordu belki ama…
Çünkü Hatun yakın arkadaşı idi. Hem de yetişkin bir kadındı.

En önemlisi çoğu kez bir erkek gibi tavır sergileyebiliyordu. Örneğin yeni bir kıyafet aldığında, onu, diğer bayan kadın arkadaşları gibi hiç süzmemişti. Basit sıradan bir hayırlı olsunla geçiştirmişti hep.
Aslında bir bayan arkadaş olarak O'nu bu kadar çok sevmesinin bir sebebi de bu tavırları idi.
Erkeklerde gördüğü, kıskandığı tavırlar yani.
Hem bu sayede Nazan’ın kafasında şekillenmiş olan,
‘kadınlar birbirilerini hiç çekemezler’ görüşü de, O'nun sayesinde darbe almış oluyordu. Belki de sırf bu yüzden arkadaşına teşekkür borçlu olduğunu bile düşünüyordu.
İstanbul Metrosu’nun Osmanbey durağında inip,…

NAZAN VE MERAKI ( I )

Nazan inanılmaz güzel bir kadındı. Alımlıydı. Yolda yürüdüğünde bile bazen adabında bazen adap dışı, erkekler bakar bakar dururdu. Eh zaten dozunda olması koşuluyla istediği de buydu. Açıkça söyleyemese de...
O gün alışveriş yapmak için şehrin en metruk varoşundan, en mutena semtine doğru yola çıktı.
İstikamet Nişantaşı idi.
Amaç ise alışveriş. Amaç alışverişti ancak alışverişi ne için yapacaktı ?
Ne alacaktı ?
Yeni, yepyeni kıyafetler…
Daha güzel görünmek ve daha güzel olmak için. Kadın olmanın doğasıydı bu. O da bu tabiata karşı koymuyordu zaten. Kendisini daha iyi ve güçlü hissetmek istiyordu.
Hastalığı bu ay biraz uzun sürmüştü. Bir daha havuza gitmeyecekti. Mikrop kapmıştı çünkü. Bir de üzerine para vermişti tabii. Atlatana kadar...
Hatun’u dinlememeliydim diye düşündü. İyi bir kızdı fakat ne de olsa havuza gitme fikri ondan çıkmıştı. Zaten bu Hatun ismine de takmıştı. Hatun ismi daha çok kırsalı çağrıştırıyordu. Hani keşke daha güzel bir ismi olsaydı arkadaşımın diye düşündü. Daha çağda…

DALLAS, SİRK MAYMUNLARI, ÇOCUK PORNOSU, BOYNUZ VE KULAK

Bundan aylar önce yıllık iznimi kullanmıştım. Bu sayede bir sabah programında, bir soytarı ile sirk maymununun aşk hikâyesini görmüş idim.
Oldukça dikkatimi çekmişti. Çünkü her şey o kadar güzel kurgulanmıştı ki…
Soytarının hareketleri, davranışları. Sirk maymununun hoplayıp zıplamaları. Çıkardığı garip sesler.
Sonra yıllık iznim bitti. Her şeyi unuttum.
Geçen bayramda yine evdeyim. O da ne ?
Bizim soytarı ile sirk maymunu yine sahnede.
Aşkları bitmiş mi ?
Hayır başka oyuncular da katılmış programa.
Ortalık tam bir curcuna.

Anladım ki zihinleri bulandırma işi daha tam anlamıyla hayata geçirilmemiş…
Bir zamanlar Dallas dizisi vardı. Hani 80' lerin meşhur dizisi.
Yaşım gereği A
merikan kültür yayılmacılığının (emperyalizminin), hatırlayabildiğim ilk ayağını oluşturuyordu bu dizi.
Yani kimileri kabul etmese de bana göre 24 Ocak 1980 ekonomik kararları ile eş anlı gönderilmişti güzel ülkeme.
O dönemin bazı patlayan flaş politik isimleri gibi.
Sosyolojik ayağında Dallas, ekonomik ayağında 24 Ocak ka…

BU ARTIK SIRADAN, KRONİK BİR YORGUNLUK

Çok yoruldum.
Omuzlarıma bu kadar yükü ne zaman, kim için yükledim bilmiyorum.
Şimdi eskiye dönüp bakıyorum da, yahu ben bu işlere daha neyin ne olduğunu bilmediğim yaşlarda başlamışım.
Bu işler dediğim de öyle gizli, karanlık, metruk işler değil tabii…
Hatırlıyorum da, daha onüç yaşında, yaşımın çok çok üzerindeki kitaplara ilgi duymaya başlamıştım.
Öyle ki bazen okuduğum bir sayfada en az on tane anlamadığım kelime çıkardı.
Ancak yılmadım !....
demiyorum.
Çünkü bu benim için bir mücadele değildi.
Anlamıyordum ama okumak istiyordum.
Aradan onsekiz yıl geçti.
Gelinen nokta ortada.
Burası benim okulum oldum.
Bu site.
Çok şükür okulda yalnız değildim.
Amacım düşünen, okuyan insanlarla karşılaşmaktı.
Karşılaştım da…
Hani öyle multi trilyoner falan da değildik. ( Hâla nedense 1.çoğul şahısı kullanıyorum ancak kendimden bahsediyorum)
Ben de birçokları gibi sabah evden çıkıp, saatlerce süren bir ofis, iş ya da şirketsel ortamlardan, eve yorgun ve de argın olarak dönüyordum.
Kaldı ki iş arkadaşlarım bazı şeyle…