Ana içeriğe atla

ÇARŞIDAN ALDIM BİR TANE EVE GETİRDİM BİN TANE BOŞANMALARI ( II )

Bir önceki yazımızda perşembenin gelişinin çarşambadan belli olduğu boşanmaları incelemiştik. Taahhüt ettiğimiz gibi, bugün çarşıdan aldım bir tane eve getirdim bin tane boşanmalarını inceleyeceğiz.
Ayrıca son ana kadar düşünce düzlemimde bir değişiklik olmazsa, bir sonraki yani üçüncü bölümde de tedrici boşanmaları inceleyerek yazı dizimizi sonlandıracağız.
Konumuza girelim.
Adı üzerinde; çarşıdan aldım bir tane, eve getirdim bin tane boşanmaları.
Bu boşanma çeşidinde, nikâh akdi imzalandıktan ve eve döndükten sonra yaşanan sürecin her anı aslında sürprizdir.
Hiçbir şey beklenen olmadığı gibi, yaşanan ya da karşılaşılan bir çok şey hayal kırıklığı yaşatabilecek ölçüde de yıkıcıdır.
Hepinizin aklına, nikâhtan önce çiftlerden birinin gerçek yüzünü gizlediği, bunu sonraya sakladığı gelebilir. Evet bu kısmen doğrudur ve bir nev’i, başlığımızdaki boşanma türüne örnek gösterilebilir.
Yani nikâh kıyılına kadar kişi gerçek yüzünü göstermeyebilir.
Örneğin adam, yabancı hiçbir kadına bakmayan, onlarla ilişkiye girmek istemeyen, karısına sonuna kadar sadık birisi gibi davranabilir. Fakat nikâhtan sonraki günlerde ne kadar aşağılık ve beş para etmez kalitesiz bir herif olduğu ortaya çıkacaktır.
Ya da kadın, kendisini, misâl, hazreti rabia gibi göstermeye gayret etmiş ve büyük ölçüde de başarılı olmuştur. Ancak nikâhtan sonraki süreç, kadının katışıksız rafine bir orospu olduğunu göstermiştir.
Ancak bir nokta önemlidir.
Her ne kadar ilk anda akla gelen, taraflardan bir tanesinin gerçek mizacını gizlediği ve bunu imza atıldıktan sonraya sakladığı olsa da gerçekte boşanmanın sebebi yalnızca bu değildir.
Bazen öyle çiftler vardır ki, her biri ayrı ayrı bireyler olarak oldukça faydalıdırlar.
Çevreleri tarafından sevilen ve aranan kimliklerdir.
Ancak bu iki ayrı karakter bir araya geldiğinde geçinemeyebilirler. Aslında her ikisi de birey olarak oldukça iyimser ve faydalı insanlar olmalarına rağmen, bir araya geldiklerinde huzursuzluklar yaşanabilecektir.
İşte çarşıdan aldım bir tane eve getirdim bin tane boşanmalarında gördüğümüz temel sebep yalnızca tarafların gerçek yüzünü gizlemeleri, nikâhtan sonraya saklamaları değildir.
Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, her biri ayrı ayrı iyi insan olan eşlerin, bir araya geldiklerinde sinerji yaratamamaları da, çarşıdan aldım bir tane eve getirdim bin tane sürprizini doğurabilir.
Tanışma, çıkma ya da nişanlılık dönemlerinde, evlilik birlikteliğinin yürümeyeceğine dair herhangi bir karine (emare), ipucu yoktur.
Her şey yolunda, işler tıkırındadır.
İlişki, nikâh akdinden önce, İsviçre saatleri gibi işlemektedir.
Kimse eve gidildiğinde, yani evlilik başladığında bir şok yaşayacağına ihtimal vermemektedir...
Fakat sonuç bir sürprizdir. Hem de herkes için.
Bir sonraki yazımızda tedrici boşanmaları inceleyeceğiz.
Sabrın sonu ile…
Posted by Picasa
4 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...