Ana içeriğe atla

BU ARTIK SIRADAN, KRONİK BİR YORGUNLUK


Çok yoruldum.

Omuzlarıma bu kadar yükü ne zaman, kim için yükledim bilmiyorum.
Şimdi eskiye dönüp bakıyorum da, yahu ben bu işlere daha neyin ne olduğunu bilmediğim yaşlarda başlamışım.
Bu işler dediğim de öyle gizli, karanlık, metruk işler değil tabii…
Hatırlıyorum da, daha onüç yaşında, yaşımın çok çok üzerindeki kitaplara ilgi duymaya başlamıştım.
Öyle ki bazen okuduğum bir sayfada en az on tane anlamadığım kelime çıkardı.
Ancak yılmadım !....
demiyorum.
Çünkü bu benim için bir mücadele değildi.
Anlamıyordum ama okumak istiyordum.
Aradan onsekiz yıl geçti.
Gelinen nokta ortada.
Burası benim okulum oldum.
Bu site.
Çok şükür okulda yalnız değildim.
Amacım düşünen, okuyan insanlarla karşılaşmaktı.
Karşılaştım da…
Hani öyle multi trilyoner falan da değildik. ( Hâla nedense 1.çoğul şahısı kullanıyorum ancak kendimden bahsediyorum)
Ben de birçokları gibi sabah evden çıkıp, saatlerce süren bir ofis, iş ya da şirketsel ortamlardan, eve yorgun ve de argın olarak dönüyordum.
Kaldı ki iş arkadaşlarım bazı şeyleri daha detaylı biliyorlar.
Çalıştığım iş yerinde, yapacağım minimal bir hata, gözümü çok farklı yerlerde açmama sebep olabilir.
Ve ben bu işi her gün ortalama beş saat uyku ile yapıyorum.
Cumartesi pazarlarım zaten malum !
Şikayetçi değilim tabi, bu benim tercihim.
Gayet de mutluyum…
Yaş ilerledikçe ilgi alanları daha da arttı. Bilimsel yelpaze genişledi.
( Erdil Baba sorduğu için uzun uzun anlatmıştım. Umarım mailimi okuduktan sonra -vah yazık çocuk sıyırmış- dememiştir )
Okuduğunuz bazı makalelerin yazımı için PC başında saatlerce kalmışımdır.
Siz değerli dostlarım, bundan sonra yine beraberiz elbette.
Sadece birkaç gün aradan sonra açıklama yapmak istedim.
Ve yaptım.
…….
Hafta içi Aleyhte Tezahürat’ın konserine kim geldi biliyor musunuz ?
Fa$izan hareket engellenemez adlı yorumcumuz !
Ben bir erkek beklerken.
Selâmetle...
15 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...