Ana içeriğe atla

DÜĞÜM ÇÖZÜLÜYOR ( III )

Tam telefonla konuşmaya başlamıştı ki, üst katta iyi çekmediği için, masadan uzaklaştı.
Nazan, kafasındaki önemli bir soru işaretinin gitmiş olmasından dolayı, aslında çok keyifliydi.
Hatun çalan telefonunu masanın üzerindeki çantasından çekip çıkarırken, o kargaşada bazı evrakları da çantadan dışarı fırlamıştı. Nazan ise, az önce duyduklarının etkisiyle yüzünde bir tebessüm ve kafasındaki soru işaretinin gitmiş olmasından kaynaklanan hazla, elinde kalem farkında olmadan dalgın bir şekilde, çantadan çıkan o evraklardan birisinin üzerini karalamıştı.
Sonra bir an ne yaptım ben, ya önemli bir belge ise diye düşündü. Evrak zaten açıkta olduğu için de, Hatun’a göstereyim bari diye düşündü.
O esnada evrakın iki nüsha olduğunu gördü. Özel bir hastaneye ait olması Nazan’ı endişelendirdi.
Arkadaşı adına bir an korktu. Öyle ya, uzun süredir arkadaştılar ve birbirlerine ait bir çok şeyi biliyorlardı. Hem öyle samimiydiler ki, Nazan kafasındaki bir çok soru işaretini Hatun’la paylaşıyor ve tatmin edici cevaplar bile alabiliyordu.
Ona hastaneye gittiğinden falan hiç bahsetmemişti.
Acaba çok sevdiğim arkadaşımın bana söylemediği ciddi bir rahatsızlığı olabilir mi diye düşündü Nazan.
Tabi tüm bu düşünce silsilesi birkaç saniye içinde gerçekleşiyor ve arkadaşı telefonla konuşurken, kağıda göz gezdirmeye çoktan başlıyordu. Bir sayfa yazının altında arkadaşının imzasını ve birkaç doktorun da imzasını gördü.
Kafası iyice karışmıştı.
Hastaneye , doktora giden bir insan ya reçete taşırdı, ya da tahlil raporlarını.
Hatta hastalık ne kadar kötü olursa olsun, hastaya hiçbir zaman kağıt imzalatılmazdı.
Ameliyatlar, ölüm riski taşıyan ameliyatlar dışında böyle bir uygulamadan en azından o haberdar değildi.
Ama Hatun değil ameliyat olmak, doktora bile gitmemişti.
Yazıyı son satırına kadar kelime kelime okudu.
Şoktaydı Nazan.
Arkadaşı ameliyat olmuştu. Ancak cinsiyet değiştirme ameliyatıydı bu.
Erkeklikten kadınlığa dönüş ameliyatlarında, doktorlar, hastanın ameliyat masasında kalma riskine karşılık işte böyle imzalı bir kağıt alıyorlardı hastadan.
Elinde tuttuğu kağıt da bu kağıttan başka bir şey değildi.
Tarihine baktı. Daha yeni sayılırdı.
Geçen aylar niçin bir süreliğine ortadan kaybolduğunu şimdi daha iyi anladı arkadaşının.
Hepsinden önemlisi, her konuda olmasa da, kadınlar, erkekler ve ilişkileri hakkında, Hatun’un bu denli vurucu tespitler yapabiliyor olmasının sırrı asıl şimdi çözülmüş oluyordu.
Ama bir yönden haklı çıktığı için de üzülüyordu Nazan.
Çünkü Hatun bir yönüyle farklıydı, diğer kadınlar gibi değildi ona göre. Bir yönüyle erkeklere benziyor ve kılık kıyafetlerle, dış görünüşlerle ilgilenmiyordu.
Anladı ki arkadaşı bu örnek için seçilecek yanlış bir kişiydi. Yanlış örnek, örnek olamazdı.
Çünkü aslında o, mayasında erkeklik olan bir kadındı.
Bu durumda topladı kendini ve son noktayı yine kendisi koydu.
Ne olursa olsun kendisine güvenmeliydi. Kendine güvenen, ancak kendine güvenen bir kadın yukarıdaki tabloda çizdiği kadın profilinden sıyrılabilirdi.

Bir yandan bunu, bir yandan da birazdan gelecek olan arkadaşını düşünüyordu...
-Son-
Selâmetle…
10 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...