Ana içeriğe atla

NAZAN SORUSUNA CEVAP BULUYOR ANCAK ! ( II )

(1.bölüm kaldığımız yerden)
...düşünüyordu ve cevap bulmaya çalışıyordu. Biz kadınlar birbirimizin tüm ayrıntılarını incelerken erkekler birbirlerine ve birbirlerindeki değişikliklere kayıtsız kalıyorlardı.
Çok şükür Hatun vardı. Hatun kafasındaki bu soru işaretlerini bir ölçüde kırıyordu. Tam olarak gideremiyordu belki ama…
Çünkü Hatun yakın arkadaşı idi. Hem de yetişkin bir kadındı.

En önemlisi çoğu kez bir erkek gibi tavır sergileyebiliyordu. Örneğin yeni bir kıyafet aldığında, onu, diğer bayan kadın arkadaşları gibi hiç süzmemişti. Basit sıradan bir hayırlı olsunla geçiştirmişti hep.
Aslında bir bayan arkadaş olarak O'nu bu kadar çok sevmesinin bir sebebi de bu tavırları idi.
Erkeklerde gördüğü, kıskandığı tavırlar yani.
Hem bu sayede Nazan’ın kafasında şekillenmiş olan,
‘kadınlar birbirilerini hiç çekemezler’ görüşü de, O'nun sayesinde darbe almış oluyordu.
Belki de sırf bu yüzden arkadaşına teşekkür borçlu olduğunu bile düşünüyordu.
İstanbul Metrosu’nun Osmanbey durağında inip, Nişantaşına yürümeyi tercih etti. Sözleştikleri gibi Hatun’ da orada olacaktı.
Yolda bunları düşünürken, Halaskargazi Caddesindeki insanlara şöyle bir baktı. Ellerinde, hangi mağazalardan alış veriş yaptıkları belli olan çantaları taşıyan insanları izledi.
Sonra Metro'nun hemen çıkışındaki Big Boss Mağazasının önüne geldi. Hatun onu oracıkta bekliyordu.
Beraberce biraz dolaştıktan ve de birkaç elbise aldıktan sonra Teşvikiye’ de ki Remzi Kitabevi’nin üstündeki café de oturdular. Nazan söze girdi :
Biliyor musun kaç gündür taktım.
Neye ?
Erkekler birbirlerini hiç incelemezler ama biz çok fenayız bu konuda değil mi ?
Ohoo, kızım sen kafanda senaryoyu çoktan kurmuş ve hatta kadınları da çoktan suçlu ilan etmişsin bile !
Ne yani kadınlar öyle değil mi ?
Öyle ama sor bir bakalım niye ?
Eh peki niye ?
Bak Nazan bir suçlu arıyorsan bu suçu kadınlara yıkamazsın. Bu onlara haksızlık olur.
Ne diyorsun sen Hatun hiçbir şey anlamadım.
Bak canım, kadınlar karşısındaki ya da bazen yoldan geçen kadınları bile dikkatlice izler.
Hatun bunları anlatırken gözlerini cafenin üst katından aşağıya, Teşvikiye’ den Maçka’ya giden yoldaki insanlara çevirdi. Hem onlara bakıyor hem de anlatmaya devam ediyordu.
Dikkatlice izlerler çünkü onların hepsi aslında kendileri için bir rakiptir. Nasıl bir rakip ?
Erkeklerin mutlaka bakacakları, ilgisini çekeceği, hemencecik zafiyet gösterebileceği bir rakip.
Eeee,?
Eeesi şu, bir cezaevinin kadınlar koğuşundaki kadınlar neden birbirlerinin kıyafetleri ile ya da alıp verdikleri kilolarla o kadar da çok ilgilenmezler ? İşte bu sorunun cevabını düşünürsen meseleyi çözmüş olursun.

Bi dakka bi dakka...
Yani erkeklerin hiç olmadığı bir ortamda, kadınlar hâlâ birbirlerinin bilmem neyleri ile ilgileniyorlarsa, o zaman bu işte bütün suçu kadınlara yükleyip onları samimiyetsiz olmakla itham edebilirsin. Ama yok !Erkeklerin olmadığı bir ortamda o düşündüğün didiklemeler, göz süzmeler olmamaktadır. Çünkü kadınlar için o zaman karşısındaki sadece bir kadındır.
Rakip değil !
İnanamıyorum Hatun, ne diyorsun sen ? Hiç düşünmemiştim bunları. Daha doğrusu bir kadının açık yüreklilikle bunları söyleyebileceği hiç aklıma gelmezdi. Canım arkadaşım benim. Sen farklısın biliyordum zaten.
Abartma kızım, ama bunlar gerçekler.
O zaman kadınların bu tavrının temelinde erkeklerin varlığı ve kadınlara olan yönelimleri var dır diyebilir miyiz ? Hem bu sayede tüm kadınları da temize çıkarmış oluruz ne dersin ? dedi gülerek.
'Neyse hesabı iste de kalkalım artık' dedi Hatun.
O sırada Hatun’un cep telefonu çaldı…

(devam edecek)
Selâmetle...

19 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...