Ana içeriğe atla

NAZAN VE MERAKI ( I )

Nazan inanılmaz güzel bir kadındı. Alımlıydı. Yolda yürüdüğünde bile bazen adabında bazen adap dışı, erkekler bakar bakar dururdu. Eh zaten dozunda olması koşuluyla istediği de buydu. Açıkça söyleyemese de...
O gün alışveriş yapmak için şehrin en metruk varoşundan, en mutena semtine doğru yola çıktı.
İstikamet Nişantaşı idi.
Amaç ise alışveriş. Amaç alışverişti ancak alışverişi ne için yapacaktı ?
Ne alacaktı ?
Yeni, yepyeni kıyafetler…
Daha güzel görünmek ve daha güzel olmak için. Kadın olmanın doğasıydı bu. O da bu tabiata karşı koymuyordu zaten. Kendisini daha iyi ve güçlü hissetmek istiyordu.
Hastalığı bu ay biraz uzun sürmüştü. Bir daha havuza gitmeyecekti. Mikrop kapmıştı çünkü. Bir de üzerine para vermişti tabii. Atlatana kadar...
Hatun’u dinlememeliydim diye düşündü. İyi bir kızdı fakat ne de olsa havuza gitme fikri ondan çıkmıştı. Zaten bu Hatun ismine de takmıştı. Hatun ismi daha çok kırsalı çağrıştırıyordu. Hani keşke daha güzel bir ismi olsaydı arkadaşımın diye düşündü. Daha çağdaş, daha modern.
Çocukluğunda evlere temizliğe giden komşuları Hatun Teyze geldi aklına. Hatun isminin zihninde olumsuz çağrışımlar yapmasının bir sebebi de bu olabilirdi.
Çok şükür bu isimsel karmaşasını Ayşe Hatun Önal isimli televizyonlarda çok duyduğu bir isim çoktan bertaraf etmişti.
Sürekli beraber gezip dolaştığı, sırlarını paylaştığı arkadaşının isminden duyduğu rahatsızlık aklına her geldiğinde, televizyonlardaki o meşhur mankeni hatırlayıp rahatlamanın yolunu çoktan bulmuştu Nazan…
Yolda giderken dış görüntüsüne bu kadar önem vermesinin bir sorun olup olmadığını düşünmeye başladı.
Dış görünümüme ve çevremdeki en yakın kadın arkadaşlarımın giyim kuşamlarına bu kadar dikkat etmem de kadınların payı büyük. Ben bir teşhirci olmadığıma göre !
Çünkü kendisi de dahil bir çok kadın arkadaşının ve hatta samimi arkadaşının, bir araya geldiklerinde birbirlerini inceden inceye süzdüklerini iyi biliyordu.
Çok zamanlar tanıdığı erkeklerin kendi aralarındaki ilişki biçimlerini kıskanırdı. Gruptan birisi yeni bir pantolon aldığında hiçbir erkeğin dikkatini çekmezdi meselâ.
Son arkadaş buluşmasındaki erkeklerden ikisi, tesadüfen aynı gün saç tıraşı olup gelmişti ama bir bayan olarak belki de ilk o fark etmişti bu değişimi.
Bu erkekler manyak mıydı?
Neden birbirlerinin aldıkları yeni kıyafetlerle, varsa taktıkları minik aksesuarlarla ilgilenmezlerdi.
Sadece bunlar da değildi birbirlerine ait kayıtsız kaldıkları noktalar.
Alıp verdikleri ya da alıp bir daha da veremedikleri kilolarla da hiç ilgilenmiyordu bu erkek milleti.
Erkeklerin kendi aralarında geçen ve birkaç keresinde şahit olduğu konuşmalar geldi aklına.
Göstermelik ve kerhen (zoraki) yapılan ‘abii sen kilo mu aldın ya ?’ replikleri bu görüşlerini hiç değiştirmedi.
Çünkü o da bir kadındı ve bir topluluğa girdiğinde ya da cemiyette farklı bir yere adım attığında ilk aklına gelen tanıdığı ya da tanımadığı kadınların nasıl giyindiği ya da ne şekilde giyindiği idi.
Peki bu garip takıntı ya da garip alışkanlık neden erkeklerde yoktu ?
Evet galiba erkekleri kıskanıyordu ama bunu kime nasıl söyleyebilirdi ki…
Hem onlar birbirleriyle çok daha çabuk kaynaşıyorlar ve samimi olabiliyorlardı. Ama Nazan bunu bir türlü başaramıyordu.
Kararını verdi.
Bu işin sırrını çözecek son noktayı koyacaktı. Niçin kadınlar birbirlerini bu kadar didiklerken erkekler aynı şeyleri yapmazdı ?
...

(devam edecek)
Selâmetle…
9 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...