Ana içeriğe atla

PERŞEMBENİN GELİŞİNİN ÇARŞAMBADAN BELLİ OLDUĞU BOŞANMALAR ( I )

Evlilik toplumsal hayatın olmazsa olmazlarındandır.
Daha da önemlisi sağlıklı bir insan bünyesinin ihtiyaç duyduğu önemli bir olgudur.
Hem fiziksel, hem de ruhsal doyuma ulaşılmanın amaçlandığı, üreme faaliyetinin meşru zeminde yapıldığı bir şemsiye gibidir.
Bu şemsiyenin çatısı altında neslin devamlılığı amaçtır.
Hiç kimse boşanmak için evlenmez.
Günümüzde, gerek diğer dünya ülkelerinde, gerekse de ülkemizde görülen boşanmalar, önceki yıllara göre önemli oranda artış göstermiştir.
Ancak amacımız , hepinizin çok iyi bildiği bu gerçeği burada ayrıntılı bir şekilde dile getirmek değildir.
Çünkü boşanmaların ekonomik, ahlâki, duygusal, bazen de sağlık sorunlarıyla ilgili türlü türlü sebepleri vardır.
İşte sebebi ne olursa olsun, yaşanan tüm bu boşanmaları kabaca ikiye ayıracağız.
Bunlardan birincisini bugünkü yazımızda, diğerini de bir sonraki yazımızda işlemeye çalışacağız.
Bugün işleyeceğimiz boşanma çeşidi, perşembenin gelişinin çarşambadan belli olduğu boşanmalardır.
Perşembenin gelişinin çarşambadan belli olduğu boşanmalarda, adından anlaşılacağı gibi, boşanma bir sürpiz değildir. Ve hatta bazen beklenen bir sonuçtur.
Perşembenin gelişi (yani boşanma), daha çarşambadan (yani nişanlılık ya da çıkma döneminde) belli olmaktadır.
Yani evlenme akdi imzalandıktan sonra yaşanacak felâket, bu nişanlılık ya da çıkma denilen dönemde, az çok kendini belli etmektedir fakat taraflar bunu bazen hiç fark edememektedirler.
Ya da fark etmekte ancak ‘nikâhta keramet vardır’ gibi metafizik bir gerekçe ile ertelemekte, göz ardı etmektedirler.
En önemlisi, ‘tekrar yeni bir ilişkiye girmeyi göze alamama’ da bu tip boşanmalar öncesi yaşanan durumlardandır.
Ancak bazen taraflar hiç fark edemese de, objektif gözlere sahip üçüncü şahıslar, bu durumu rahatlıkla görebilmektedirler.
İşte herhangi bir boşanma haberine verilen tepkiler içerisinde ‘aaa, onların ki yürümezdi zaten anacım’ şeklinde olanını duyduysanız ve bunu söyleyen de düşüncesinde samimi ise, işte bu çeşit bir boşanma perşembenin gelişinin çarşambadan belli olduğu bir boşanmadır.
Ya da boşanan çiftlerden biri, ben daha nişanlıyken hissetmiştim ama konduramamıştım, cesaret edememiştim diyorsa, bu tip boşanmalar için de yine aynı şeyleri söyleyebiliriz.
Bir de çarşıdan aldım bir tane, eve getirdim bin tane şeklinde ifade edebileceğimiz bir boşanma çeşidinden bahsedeceğiz ki, o da bir sonraki yazımızda.
Sabrın sonu ile…
8 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...