Ana içeriğe atla

TEDRİCİ BOŞANMA ( III )


Bugünkü yazımızda tedrici boşanmaları inceleyecek ve üç bölümlük yazı dizimizi sonlandıracağız.
Tedrici boşanmalar, yani azar azar, bazen sinsi bir süreç sonunda yaşanan boşanmalar.
Tedrici boşanmalarda ilk anda somut bir sebep gösterilmesi güç gibidir.

Bu tip boşanmaları, daha önce incelediğimiz iki tip boşanmadan ayıran temel fark, ortada zayıf bir zincir halkası olmasıdır. Taraflar bunu monotonluk olarak isimlendirseler de…
Karşılaştırmalı analizimize devam edelim.
Perşembenin gelişinin çarşambadan belli olduğu boşanmada zaten her şey ortada olduğundan ortada zayıf bir halka falan da yoktur. Daha önce de belirttiğimiz gibi boşanma bir sürpriz değil kimi zamanda beklenen bir sonuçtur.
Çarşıdan aldım bir tane boşanmasında ise nikâhtan sonra neredeyse bir şok yaşanmakta ve belki de hiçbir zaman güven vermemiş olan , kemikleşmeyen bir zincir kendiliğinden kopmaktadır.
İşte bu noktada tedrici boşanmanın diğer iki çeşit boşanmadan farkı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Çünkü tedrici boşanma orta ya da uzun vadeli de olsa bir süreç işidir. Anlık bir olay değildir.

Ortada tarafları birbirine bağlayan bir zincir vardır. Ancak zincirin bir halkası muhakkak çok ama çok zayıftır.
Evlenilir, çocuk sahibi olunur, ortak projelere bile imza atılabilinir.
Ancak zayıf halka taraflar arasında sürekli tolere edilir.
Bazen bilinçli olarak bu ilişkide ki zayıf halka görmezden gelinir.
Çünkü bilinir ki, evlilik birlikteliğinin devamı için zayıf halka ihmâl edilmeli ve yok sayılmalıdır.
Bu yapılan doğru olandır.
Ancak bu zayıf halka bir dış etkenle uyarıldığında olanlar olur.
Çünkü evlilik birlikteliğini yürütmeye çalışan her iki taraf, sadece kendilerinin bildikleri ve muhafaza etmeye çalıştıkları bu zayıf halkanın başkaları yani bir üçüncü kişi tarafından fark edilmiş olması tehlikesi ile karşı karşıyadır artık.
Sabah gazetesinde bir haber.
Ünlü sanatçı N. 33 yıllık karısından boşanmak istiyor.
Gerekçesi :
Kültürel Uyuşmazlık
Hani doku uyuşmazlığını anlarım kendini hemen belli eder ve insanın karşı tarafa bir an bile tahammül edememesi sonucunu doğurur.
Kan uyuşmazlığını da anlarım, hastayı anında bitiriverir.
Ancak bu nasıl bir uyuşmazlıkmış 33 yıl sonra fark edilmiş ?

Anne pırıl pırıl evlatlar yetiştirmiş.
Hem de kültürel uyuşmazlık varken.
Son olarak söyleyeceğimiz iki şey var :
Birincisi : sanatçı N. hayatında başka bir bayan olduğu için böyle bir karar aldığını söyleseydi kanımızca daha dürüstçe davranmış olacaktı.
İkincisi : bir insanın bir gecede en az üç cilt Larousse, bir cilt Kapital, bir adet Nur Risalesi, bir Politzer kitabı devirmesi gerekir ki kültür zehirlenmesine uğrasın ve ertesi gün kültürel bir uyuşmazlık yaşasın.

Kaldı ki kültürden kasıt o kültür değil, yaşamsal kültür de olsa değişen bir şey olmayacaktır.
Kimsenin özel hayatı bizi ilgilendirmemekle birlikte, aile kavramı toplumun çekirdeğini ilgilendiren bir konu olduğu için bu konuya değinmek durumunda kaldık.

Ve yazı dizimizi, Sevgili Zeyno Anne ' nin çok ama çok yerinde sorduğu ve bu yazı dizisini bitirmeye çok da uygun olduğunu düşündüğüm soruları ile sonlandırmak sanırım en uygun kapanış olacaktır.
Hayati öneme haiz bilimsel katkısından dolayı buradan kendisine teşekkürlerimi iletiyor, noktası virgülüne dokunmadan alıntılıyorum.
*Evliliği ayakta tutan şey;
Aşk mıdır ?
Sevgi midir ?
Saygı mıdır ?
Anlayış mıdır ?
Bağımlılık mıdır ?
Tutku mudur ?
Çaresizlik midir ?
Polyannacılık mıdır ?
İnanç mıdır ?
İdealler midir ?
Karşılıklı çıkarlar mıdır?
Yukarıdaki başlıklardan birkaçı KORKUNÇ gelse de evliliği bazen onlar ayakta tutuyor...
Velhasıl evlilik çok karmaşık bir konu bence, genelleme ne kadar geçerli bilmiyorum... *
Sabrın sonu ile…

12 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …