Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2006 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ALTIN VURUŞ İÇİN YUMRUKLAR LÜTFEN

İnsan psikolojisi.
Herhangi bir günü, bir olayı milat kabul etmek isteyebilir.
O milattan güç alır çünkü.
Bu milat bir tarih ise şayet, yılbaşı olabilir meselâ.
Doğum tarihi gibi değildir yılbaşı.
Kişiden kişiye değişmez.
Evrenseldir.
Yeryüzündeki tüm insanlar için aynı hissi uyandırır.
1 Ocak tarihinden bahsediyorum.
Başlangıç, hareket ya da nirengi noktasıdır o gün.
Referans alınan özel bir gündür.
Yeni bir yıla girmeden önce tüm hesaplar 1 Ocak tarihine göre yapılabilir.
Bu tarihten sonra, daha önce yapılan bir çok şeyin artık yapılmaması kafalarda şekillenmiştir.
Ya da bu tarihten sonra, daha önce yapılmayan bir çok şeyin artık yapılması gerektiği de…
1 Ocak sonrası eylemlilikleri ya da ataleti kişiden kişiye değişebilir.
Artık diyete başlanacaktır.
Para biriktirilecektir.
Her ay düzenli olarak bir kitap bitirilecektir.
Artık belli bir programa göre ders çalışılacaktır.
Sigara bırakılacaktır meselâ…
Ertelenen bir çok şeyin vâkti gelmiştir artık.
Kişiler arası ilişkiler belki de gözden geçirilecek, dah…

TATİL, BAYRAM, DEĞİŞİKLİK, AREFE, KURBAN

Aylar sonra ilk kez dokuza çeyrek kala uyanmak güzel bir şeymiş.
İş yok, okul yok ve tatil.
Benim tatilden anladığım aslında dinlenmek değil değişikliktir.
Hanginiz ya da hangimiz örneğin bir yaz tatilini uyuyarak geçirir ?
Asıl olan değişik yerler görmek, değişik ortamlara girmektir.
Bazı tatil günlerinizde daha az uyuduğunuz gerçeğini inkâr edebilir misiniz ?
Demek ki dinlenmeden yine faaliyet halinde kalabiliyoruz.
Tabii adına da tatil diyoruz.
İş bu sebeple dinlenip dinlenmemek çok önemli değil ama tatil yapacağım.
Yani değişiklik.
2007 ye selam söylemeden önce, yarın da BAYRAM !
Sabrın sonu ile...

HİKAYE UZUN...BEKLEYİN...

AŞK

Birisi varsa hayatında, işte o zaman şanslısındır.
Yok eğer birisi yoksa hayatında…
O yaşadığın hayat mıdır değil midir o da tartışmalıdır.
Ölü toprağı gibidir aşksızlık.
Yaşam toprağı gibidir aşk.
Dipdiri, capcanlı.
Aşk yoksa hayatında ölü toprağı serilmiştir üzerine.
Üretkenliğin azalmıştır.
Neşen ise bulaşıcı değildir artık.
Aşk varsa hayatında, birisi varsa meselâ, ömrü uzar adamın.
Metabolizman hem daha hızlı hem daha farklı çalışır.
Beyninin kılcalları daha da hızlanır ama sen fark edemeyebilirsin.
Olağan ve normal olan sanarsın da yanılırsın.
Yaşama en kocamanından daha bir sıkı sarılırsın.
Sarılırsın da o seni bırakmayana kadar da bırakasın gelmez.
Uyuyasın bile gelmez.
Adını da kirletirler bazen onun.
Aşk yapmak ! diye.
E onun adı aşk yapmak değildir diye anlatamazsın da uzun uzun.
Her şeyi yapabilirsin ama aşkı değil.
Boz yap değildir ki aşk.
Onu sadece yaşayabilirsin çünkü.
Göz gözü görmez karanlıkta, bir odaya doluşmuş insanların fili anlattığı gibi anlatır herkes aşkı.
Yaşadığını, yakaladığını…

S O Ğ U K H A V A L A R

Ali Kırca' dan duymuştum ilk kez.
İstanbul' a kar yağmazsa Türkiye üşümezdemişti.
Gerçekti ama acı bir gerçek.
Ne yazık ki öyle idi.

Derin konulara dalmadan yüzeysel geçeyim en iyisi...
Malum koca şehire soğuk havalar geliyor.
O gelmeden...

Biz ona gidelim dedik.

Fotoğraf arşivimden geçen yıla ait kareler.

Balkonumuzdan ve bahçemizden manzaralar.
Sabrın sonu ile...

YENİKÖY' DE BİR KAHVE...EVDEN YÜRÜYEREK 10 DAKİKA

Yeniköy'de bir kahve.

Bildik bilindiklerden değil tabi.
Gidip görmeniz, ortamı solumanız lazım.
Sadece 107.4 Nostalji FM çalıyor.
Eski şarkıları dinledikçe ortaokul yıllarım geliyor aklıma.
Madonna, Rick Astley, Never Gonna Give You Up,
Daha kimler yok ki ?

Hele o geniş kitaplığı ve duvardaki fotoğraflar bir harika.

Sigara içilmeyen bölümde oturduğum için neredeyse sürekli bomboş.
Ama sigara içilen karşı bölümde iğne atsanız yere düşmüyor.
Bu yüzden de sanki her gidişimde bana tahsis edilmiş gibi geliyor orası...

Her türlü filimsel, bilimsel çalışmalarınız için ideâl bir mekân.
Fiyatlar mı ?
Bir okul kantinindekiyle aynı. Ne eksik ne fazla.

İstanbul Yeniköy'ün tarihsel dokusuna bir de buradan bakın.

Sait Hâlim Paşa manzaralı Yeniköy Kahve'ye mutlaka uğrayın.
Kahvenizi yudumlarken, kitabınız elinizde, karşınızda da o muhteşem yapı.
İyi haftalar.
Sabrın sonu ile...

NEDEN EN PAHALI BENZİN ?

Türkiye Cumhuriyetinde arabası olan bir vatandaş iseniz, yüzlerce kez tekrarlandığı gibi bir kere de biz söyleyelim.
Şu anda yeryüzünde satılan en pahalı benzini kullanıyorsunuz.
Mesele gayet basit.
Dersimiz
Kamu Maliyesi değil ama, teknik ayrıntılara girmeden de zorunlu açıklamaları yapmak zorundayım.
Bir cümle ile onları söylemeliyiz ve siz de sabredip okumalısınız ki, sonra konunun özüne balıklama dalabilelim.
İki tür vergi var.
Dolaysız ve dolaylı vergiler.
Dolaysız vergiyani doğrudan vatandaştan istenen :
" Ey vatandaş ! Sen şöyle vergi beyan edeceksin ya da şu kadar vergi vereceksin" diye toplanan vergi.
Peki yukarıdaki sistem yani
dolaysız vergisistemi yeterince sağlıklı çalışmazsa ne olur ?
Yani vatandaş vergi kaçırırsa ya da denetlemeler doğru dürüst yapılamazsa...
O zaman da devlet
dolaylı vergilereyüklenebilir.
Dolaylı vergi nasıl alınır ?
Alınacak vergi miktarı bu seferde piyasada satılan
mal ve hizmetlere eklenir.
Yani vatandaşa
"Şu kadar vergi vereceksiniz ya da şu…

HAK ARAMA BİLİNCİ VE EĞİTİM İLİŞKİSİ

Kelimelerin etimolojik kökenleri konusu, özel ilgi alanım olmakla birlikte, hemen hemen hiç bir yazımda, bu ayrıntıya girmem.
Girmemeye çalışırım.
Çünkü okuyucularımın ilgisini çekmeme riski vardır ve ben bu riski göze almak istemem.
Ancak hukuk kelimesinin etimolojisine bir cümle ile de olsa değinmeden geçemeyeceğim.
Bakalım.
Hukuk, hak kelimesinin çoğuludur.
'Haklar' anlamına gelir.
Zaten bu yüzden de hak ihlâllerinin olduğu yerde hukuk devreye girer.
Bir çoğumuz hakkımızı aramayı bilebiliriz.

Ancak bunu bilmek, kişisel özelliklerimizden mi, mizacımızdan mı yoksa yaşam süresi içerisinde geliştirdiğimiz hak arama bilincimizden mi kaynaklanır ?
Ya da tersten soralım.

Hak arama bilincinin oluşmasında eğitimin etkisi var mıdır ?
Varsa ne ölçüdedir ?
Ücret tarifesi belirli ve ilân edilmiş olan bir güzergâhta, fazla ücret alan minibüs şoförüne iki farklı yolcu iki farklı tepki vermektedir.
Bir tanesi susmayı tercih edip, şoförün niye böyle davrandığına anlam veremezken, diğeri çoktan :

-Şoför B…

İSTANBUL'DA FACİAYA KIL-TÜY PAYI !

Olay anı...17 Aralık 2006 Pazar günü.
Saat 14:47.
Sanayii Mahallesi -4.Levent girişinde doğalgaz borusu patlıyor.

Belediye otobüsündeki yolcular boşaltılıyor.
Yol trafiğe kapatılıyor.

Sağa dönülmez levhasının üzerindeki sisli bölgeden atmosfere doğalgaz yayılıyor. Hayatımda ilk kez açık havada oksijen yerine gaz soluyorum. Her yer gaz kokuyor.

İtfaiye olay yerinde. Çok şükür bir patlama olmadı.
Ben de arabayı sağa çektim.
Sonunu düşünen kahraman olamazdı ya !!

İnsanlar kaçışıyorlar.
İstanbul bir felaketten daha kılpayı kurtuluyor.
Dersten çıkmışım ve tesadüfen olay yerinden geçiyordum.
Sorumlusu kim mi ?
Eh burası Türkiye.
Birileri çıkar yarın birilerini suçlar.
Her zamanki gibi mesele kapanır.

Aklıma gelmişken, İstanbul'u bekleyen en büyük felaketlerden biri de :
Boğazdan geçen Sıvı Petrol Gazı yâni LPG yüklü gemiler.
(Liquid Petroleum Gas)
Bazı sabahlar, yani herkesler uykudayken, üç beş sularında, boğazdan geçen bir geminin acı acı sirenleri yankılandığında hep korkarım.
Sabahın beşinde bilmem …

HEMEN YIPRANAN KAĞIT PARALAR

Cebinizde ya da sağınızda solunuzda madeni para varsa dikkatli bakın.
Paranın ön ya da arka yüzeyinde değil de, yanal yüzeyinde parayı çepeçevre saran tırtık diye tabir edebileceğimiz eşit aralıklı çizgiler vardır.
Sanılanın aksine, madeni paralara konan eşit aralıklı bu çizgiler estetik bir amaçla tasarlanmamıştır.
O tırtıkların olmadığı zamanlarda, madeni paralar altın ya da gümüş gibi değerli madenlerden imâl ediliyormuş.
İşte eşit aralıklı çizgilerden oluşan o tırtıklar olmadığından ve de paralar altın ya da gümüş gibi değerli madenlerden üretildiğinden, kötü niyetli kişilerce kenarlarından malzeme kaybına uğratılarak haksız kazanç sağlanıyormuş.
Nasıl mı ?
Keskin bir aletle paraların yan tarafından metal talaşı kaldırılarak…
Bir süre sonra tedavüldeki paraların, malzeme kaybından dolayı ağırlıkça (miktarca) azaldığı fark edilmiş.
Buna önlem olarak da metal paraların kenarına, işte bugün tırtık dediğimiz o eşit aralıklı çizgiler konmuştur.
Böylece fiziki malzeme kaybı yaratacak en küçük …

MAĞAZADA YAŞANANLAR YA DA YAŞANAMAYANLAR

Dışarıdan bakıyorsun, seni etkiliyor.
Tabelası, vitrini, çalışanları.
Oradan ilk kez alışveriş yapacaksın.
Henüz içeri girmemişsin ancak kapının arkasından hepsi farklı görünüyor.
Daha önce karşılaştıkların gibi değil.
Ya da sana öyle geliyor.
Önceleri farklı semtlerde temas kurduğun başka mağaza görevlilerinin gösterdiklerinden daha samimi bir ilgi göreceğin zannı oluşuyor zihninde.
Diyorsun ki kendi kendine, bu kadar gösterişli bir ticarethane, hele hele şehrin en mümtaz insanlarının yaşadığı bir semte bu şekilde konumlandırılmışsa…
Ürünleri de, çalışanları da, kalitesi de, hizmeti de farklı ve özel olacaktır muhakkak.
Sadece dekorundan, dış görünüşünden bu kanıya varıyorsun.
Sonra bazı anlarda yaşadığın ve yalnızca insana özgü olan garip bir küçüklük hissine kapılıyorsun.
O mağazayı, sahibini, çalışanlarını, iş armonisini, sadece senin bildiğin küçük dünyan içinde ayrıcalıklı bir yere koyup, bir de üzerine otorite olarak görüyorsun.
Özel görüyorsun.
Ve tabii yabancılaşma.
Yabancı hissediyorsun k…

FİKİR İŞÇİLİĞİ İLE İNSAN BEYNİNİN YOLLARININ KESİŞMESİ

Bir burjuva çocuğu, toplumsal gerçekliklerden ne kadar uzak olursa olsun ortada bir realite vardır.
Şayet o çocuk, son model otomobili ile turlarken, kenarda duran yol işçilerini görmüşse ve kızgın güneşin altında kazma salladıklarına da şahit olmuşsa şunu mutlaka düşünür :
'Bu adamlar çok yoruluyorlar. '
Acır ya da acımaz ama onların yoruldukları apaçık ortadadır ve klimalı bir arabada da olsa o bunu rahatlıkla anlayabilir.
Ortadaki gerçek, yol işçilerinin yorulması değildir.
Giriş cümlesinde bahsettiğimiz gerçek, burjuva çocuğunun kendisi o ana kadar öyle bir işte hiç çalışmamış olmasına rağmen o işçilerin yorulduğunu aklından geçirebilmesidir.
Bunu fark edebilmesidir.
Bunun kararını verebilmesidir.
Bunun muhakemesini yapabilmesidir.
İşte kol gücüne dayanan ve alın teri döktüren yol işçiliğinden yola çıkıp fikir işçiliği için çıkarımlar yapabiliriz.
Fikir işçisi de tıpkı diğer işçiler gibi üretir.
Sürekli üretir.
Çünkü o da aslında arı gibi çalışan bir işçidir.
Yol işçisi üretebilmek iç…

TEMİZLİKTEN SONRA

?_________?___________?