Ana içeriğe atla

FİKİR İŞÇİLİĞİ İLE İNSAN BEYNİNİN YOLLARININ KESİŞMESİ

Bir burjuva çocuğu, toplumsal gerçekliklerden ne kadar uzak olursa olsun ortada bir realite vardır.
Şayet o çocuk, son model otomobili ile turlarken, kenarda duran yol işçilerini görmüşse ve kızgın güneşin altında kazma salladıklarına da şahit olmuşsa şunu mutlaka düşünür :
'Bu adamlar çok yoruluyorlar. '
Acır ya da acımaz ama onların yoruldukları apaçık ortadadır ve klimalı bir arabada da olsa o bunu rahatlıkla anlayabilir.
Ortadaki gerçek, yol işçilerinin yorulması değildir.
Giriş cümlesinde bahsettiğimiz gerçek, burjuva çocuğunun kendisi o ana kadar öyle bir işte hiç çalışmamış olmasına rağmen o işçilerin yorulduğunu aklından geçirebilmesidir.
Bunu fark edebilmesidir.
Bunun kararını verebilmesidir.
Bunun muhakemesini yapabilmesidir.
İşte kol gücüne dayanan ve alın teri döktüren yol işçiliğinden yola çıkıp fikir işçiliği için çıkarımlar yapabiliriz.
Fikir işçisi de tıpkı diğer işçiler gibi üretir.
Sürekli üretir.
Çünkü o da aslında arı gibi çalışan bir işçidir.
Yol işçisi üretebilmek için yemek yer.
Beslenmesi gıda maddeleri aracılığı ile olur.
Fikir işçisi okuyarak, düşünerek beslenir.
Yol işçisinin yorgunluğunu veriminden, kazmayı tutuşundan anlarsınız.
Fikir işçisinin yorgunluğunu anlamak ise özel bir yetenek ve vizyon gerektirir.
Yol işçisinin yorgunluğunu, daha önce hiç yol işçiliği yapmamış bir burjuva çocuğu bile anlayabilecekken fikir işçisinin yorgunluğunu herkes anlayamaz...

Anlamak için daha önce bu işe kısmen ya da tamamen soyunmuş olmak gereklidir.
Ya da özel bir beyine sahip olmak...
Çünkü sürekli düşünmek, sui generis fikirler üretmek kolay değildir.
Bu yüzden zorlanır fikri işçileri.
Yol işçisi yorgunum deyip dinlenebilir.
Oturur.
O gün çalışmaz meselâ.
Kas ağrısı hafif şiddette ise bir iki günde geçer.
Her şey eskisine döner.
Fikir işçisi sürmenaj olma noktasına yaklaşsa da dışarıdan fark edilmeyebilir.
Hülâsa, yol işçisi alın teri döker.
Ortalama bir beyin, yol işçisinin yorgunluğunu hemen anlayabilir.
Ancak fikir işçisinin dünyasını, yaşamını, ürettiklerini, yoğunluğunu, yorgunluğunu anlamak ortalama bir beyinin üzerinde bir beyin gerektirir.
Sabrın sonu ile…
8 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …