Ana içeriğe atla

HAK ARAMA BİLİNCİ VE EĞİTİM İLİŞKİSİ


Kelimelerin etimolojik kökenleri konusu, özel ilgi alanım olmakla birlikte, hemen hemen hiç bir yazımda, bu ayrıntıya girmem.
Girmemeye çalışırım.
Çünkü okuyucularımın ilgisini çekmeme riski vardır ve ben bu riski göze almak istemem.
Ancak hukuk kelimesinin etimolojisine bir cümle ile de olsa değinmeden geçemeyeceğim.
Bakalım.
Hukuk, hak kelimesinin çoğuludur.
'Haklar' anlamına gelir.
Zaten bu yüzden de hak ihlâllerinin olduğu yerde hukuk devreye girer.
Bir çoğumuz hakkımızı aramayı bilebiliriz.

Ancak bunu bilmek, kişisel özelliklerimizden mi, mizacımızdan mı yoksa yaşam süresi içerisinde geliştirdiğimiz hak arama bilincimizden mi kaynaklanır ?
Ya da tersten soralım.

Hak arama bilincinin oluşmasında eğitimin etkisi var mıdır ?
Varsa ne ölçüdedir ?
Ücret tarifesi belirli ve ilân edilmiş olan bir güzergâhta, fazla ücret alan minibüs şoförüne iki farklı yolcu iki farklı tepki vermektedir.
Bir tanesi susmayı tercih edip, şoförün niye böyle davrandığına anlam veremezken, diğeri çoktan :

-Şoför Bey, fazla ücret aldınız ! demiştir bile.
Her ne kadar kişilik özellikleri önemli bir rol oynasa da, bu noktada eğitimin yadsınamaz bir etkisi vardır.
Eğitimsiz insan hakkını aramakta biraz sıkıntı yaşayabilmektedir.
Hepsinden önemlisi, hakkını aradığı anda karşı tarafa ne söyleyeceğini bir kenara bırakın, önce, hakkını araması gerektiği bilincinin oluşması dahi önemli bir safha olarak karşımıza çıkacaktır.
Eğitimsiz insan önce hakkını aramaya karar verecek daha sonra hakkını arayacaktır.

Çünkü normal koşullarda yani bıçak kemiğe dayanmamışsa hakkını aramaktan kaçınabilir ya da kaçabilir.
Bunun altında
acaba ne cevap veririm, ya da
ya hakkımı lâyıkıyla savunamazsam endişesi de yatmaktadır.
Eğitimli insan hakkını daha çabuk arayacaktır. Bazı durumlarda, bunun için karar vermesine gerek bile kalmayacak, savunmaya spontane bir geçiş yaşanacaktır.
Çünkü hakkını aradığı anda, karşısına çıkartılacak olan argümanları da çürütebileceğini çok iyi biliyor olacaktır.
Kendisini yetiştirmiş olmaktan kaynaklanan güven duygusu oluşacaktır içinde…
Bahsini ettiğimiz diploma kaynaklı bir eğitim değildir.
Kişinin kendini eğitmesi, yetiştirmesidir.
İnsanları, insan davranışlarını, ilişki biçimlerini incelemesi, izlemesidir.
Sabrın sonu ile…
11 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …