Ana içeriğe atla

NEDEN EN PAHALI BENZİN ?


Türkiye Cumhuriyetinde arabası olan bir vatandaş iseniz, yüzlerce kez tekrarlandığı gibi bir kere de biz söyleyelim.
Şu anda yeryüzünde satılan en pahalı benzini kullanıyorsunuz.
Mesele gayet basit.
Dersimiz
Kamu Maliyesi değil ama, teknik ayrıntılara girmeden de zorunlu açıklamaları yapmak zorundayım.
Bir cümle ile onları söylemeliyiz ve siz de sabredip okumalısınız ki, sonra konunun özüne balıklama dalabilelim.
İki tür vergi var.
Dolaysız ve dolaylı vergiler.
Dolaysız vergi yani doğrudan vatandaştan istenen :
" Ey vatandaş ! Sen şöyle vergi beyan edeceksin ya da şu kadar vergi vereceksin" diye toplanan vergi.
Peki yukarıdaki sistem yani
dolaysız vergi sistemi yeterince sağlıklı çalışmazsa ne olur ?

Yani vatandaş vergi kaçırırsa ya da denetlemeler doğru dürüst yapılamazsa...
O zaman da devlet
dolaylı vergilere yüklenebilir.
Dolaylı vergi nasıl alınır ?
Alınacak vergi miktarı bu seferde piyasada satılan
mal ve hizmetlere eklenir.
Yani vatandaşa
"Şu kadar vergi vereceksiniz ya da şu kadar gelir beyan edeceksiniz" denileceği yerde tam tersi yapılır.
Vatandaşa hiçbir şey söylenmez.
Ama !
Vergiler
dolaylı olarak mal ve hizmetlerin fiyatına yansıtılır.
Siz de bir mal ya da hizmet satın alırsınız fakat fiyatının ne kadarı vergidir, ne kadarı kârdır, ilgilenmezsiniz.
İlgilenmemekte de aslında haklısınızdır çünkü sizi ilgilendiren cebinizden çıkan paradır.
İşte devlet
dolaysız vergi alamadığında dolaylı vergiye yüklenir.

Böylece vergi kaçağı sıfıra iner.
O mal ya da hizmetten satın alan herkes, vergisini de içinde otomatik olarak öder.
Bu da bizlerin karşısına fiyatı artmış mal ya da hizmetler olarak çıkar.
En önemlisi fiyatı artan mal ya da hizmetin fiyatının neden yüksek olduğu bizi hiç ilgilendirmediğinden içindeki
dolaylı verginin yüksekliği de bizi hiç bağlamaz.
Benzin fiyatlarının Türkiye’ de çok yüksek olmasının sebebi, fiyatlara yansıtılmış olan
dolaylı vergidir.
Dolaylı vergi almak kamu maliye teorisi yönünden işin kolayına kaçmaktır.
Yüklersiniz vergiyi fiyatlara, alırsınız çatır çatır verginizi.
Hele bunları benzin gibi günlük hayatın merkezindeki bir ürüne de yüklediniz mi, vergi toplayamamanızın imkânı yoktur.
Ancak vatandaşın doğru dürüst vergisini verdiği bir ortamda, devlet belki de dolaylı vergilere yüklenmek zorunda kalmayacak, toplayacağı vergiyi dolaysız vergilerden rahatlıkla toplayabilecektir.
Bu ülkede insanlar neden vergi (dolaysız vergi) vermek istemezler, bu konuda haklılar mıdır ?
O başka bir yazının konusu olabilir.
Amacımız
dünyanın en pahalı benzinini kullanan Türkiye’ de, bu konuya büyüteç tutmaktı.
Bir de yeri gelmişken
ben bu ülkede vergisini eksiksiz ödeyen bir vatandaşım… diye başlayan cümleleri pek sevmem.
Artık olayın teknik kısmını biliyorsunuz.
Böyle bir şey duyduğunuzda hemen sorun :

Dolaylı vergiyi mi yoksa dolaysız vergiyi mi eksiksiz ödüyormuş ?
Dolaysız vergisini eksiksiz ödüyorsa bu dürüstlüğünden dolayı helâl olsun.
Dolaylı vergiyi eksiksiz ödeyenler içinse, ödememek gibi bir şansları zaten yok ki !
Sabrın sonu ile…
5 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …