Ana içeriğe atla

ESKİ DOSTLAR


Araban yeni olmalıdır.
Yenisi makbuldür çünkü.
Son model olursa hele, modelini, yılını falan söylemene gerek kalmaz.
Son model araba der çıkarsın işin içinden…
Gazete yeni olmalıdır.
Son sayısı meselâ.
Bugünü anlatmalı, yarın olabilecekleri bildirmelidir.
En son ne olmuş, kim kiminle, nerede, ne şekilde ne yapmış ?
Hepsini bir bir anlatmalıdır.
Bir filmin son versiyonu olmalıdır çoğunlukla.
Öncekilerini izlemişsinizdir ve o izlediklerinize çok özel bir hayranlığınız olmadığı sürece, serinin hep en sonuncusudur merak konusu olan.
Bir kitabın son edisyonudur kıymeti haiz olan.
Son sürümünde güncel gelişmeler de vardır, en son yazılmış önsözde.
Bilgisayarın da, kanunun da hep en son olanı işimize yarayacak, günlük hayatımızı kolaylaştıracaktır.
Bir çok
yeni ve en son için geçerli olabilecek bu şeyler, dostluk, arkadaşlık söz konusu olduğunda, muteber olmayabilir.
Gerçeği yansıtmayabilir yani.
Bu durumda ibre terse dönebilir.
Eski dostlar başkadır anlayacağınız.
Yenilerinin yerini tutmayabilir.
Eski dostların seni tanıyordur, sen de onları.
Sözgelimi, buluşup toplandığınızda kendinizle ilgili öyle önemli ipuçları vermek zorunda kalmazsınız.
Konuları yüzeysel değil derinlemesine konuşabilirsiniz.
Tanıma, tanıtma, tanışma safhası çoktan yaşanmıştır çünkü.
Çoğu kez kendimi eski dostlarımın yanında daha rahat daha özgür hissederim.
Hele araya azımsanamayacak uzunlukta bir süre girmişse…
O zaman vuslat daha da bir keyifli olur.
Kahvelerin biri gider bir gelir.
Bazen cigara yakılır bazen eski bir şarkıyla hüzünlenilir.
Yok eğer müzikte yoksa, terennüm işini notalar değil, kelimeler yüklenir.
Hülâsa; unutulmasın birer birer, eski dostlar, eski dostlar.

Eski bir dostunuzla geçirebileceğiniz, hayırlı pazarlar efendim.
Sabrın sonu ile…
12 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...