Ana içeriğe atla

KISA GÖRÜNTÜLER EŞLİĞİNDE HABER SEYRETMEK


Çok önceleri gazetelerin internet sitelerine girdiğimde, sayfaya önce genel panoramik bir bakış atardım.

Önemli olduğuna inandığım ve benim de ilgimi özellikle çeken bir konu varsa, manşet haberi bir çırpıda okurdum.
Ama hemen sonra
yazarlar kısmına geçerdim. Çünkü işin en lezzetli kısmı orasıydı.
Her şeyin bir kestirmesi olsa da, okumak suretiyle haber takibinin bir kolay yolu olamazdı ya.
Ancak son zamanlarda, daha doğrusu ne zamandandır olduğunu tam olarak da bilmediğim bir süreden beri sizler de farkındasınızdır…
Giriyorsunuz günlük gazetelerin sitelerine.
Haber maber var elbette ama haberlerinizi artık kısa video görüntüleri eşliğinde okuyorsunuz.
Pardon izliyorsunuz.
Muhakkak ki kötü değil.
Teknolojinin geldiği son nokta ve her şeyin kolayı olduğu gibi bilgilenmenin de kolayı bu.
Ve hatta öyle ki, bilgilenme için neredeyse okuma yazma bile bilmenize gerek yok.
Tıklayın kısa görüntüleri, ya da makaleler için verilmiş olan dinleme kutucuklarını.
Haberi ya dinleyin ya da izleyin.
Aman ha !
Bunların hepsi nimettir ve hatta sonuna kadar faydalanmamız da gereklidir.
Ya da tersten söyleyelim.
Günlük hayatın koşuşturmacasında, önümüzde bir haber metni varsa, bir de aynı haberin seyirlik kısa video görüntüsü varsa hangisini tercih ederiz ?
İnsani bir içgüdü neredeyse.
Kolaya kaçacağız ve görüntülü haberi seyredeceğiz.
Kesin bir hüküm vermek zor gibi görünse de, bu arada okuma işinin yani okuma alışkanlığının hayat bulduğu son kalelerden biri de teknolojik ilerleme karşısında yıkılıyor.
Hatta şimdiden yıkılmış durumda.
Bu işin sonu nereye varacak bilmiyoruz.
Yukarıdaki tablodan kimsenin şikayetçi olduğunu da sanmam.
Ve fakat, okuma alışkanlıklarının asgariye indirgendiğinin, sanırım hepimiz farkındayız.
Ne mi olacak ?
Dedim ya kesin hüküm vermek zor.
Ancak bu işte bana ters gelen bir şeyler var.
O kadar.
Yeri gelmişken, bu gidişle, biraz iddialı olacak belki ama, vadesini kestiremediğim bir dönem gelecek ve televizyon denilen kutucuk rafa kalkacak.
Sabrın sonu ile…
12 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...