Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2007 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

http://blog.milliyet.com.tr

Artık gitme vâkti.
Zaten 2007' ye girdikten sonra yazılarımda azalma olduğunu fark etmiştiniz.
Azalma olmuştu, çünkü Sevgili Oya Kayacan'ın dediği gibi 'taşınıyor'dum.
Bu ismi o buldu.
Doğru da söylemişti.
Gerçekten de akıl edememiştim.
Ben sadece taşınıyordum.
Bu işe başladığımda, önemli bir gerekçe olmadığı taktirde burada yazmayı hiç bir zaman bırakmayacağım diye söz vermiştim kendi kendime.
Siz de biliyorsunuz, insanlar iki sebepten site güncelleme işinden vazgeçerler.
Ya sıkılırlar ya da yazacak bir şeyleri kalmamıştır.
Tüm bunların aksine, yazacak çok şeyim olduğunda buradan ayrılmak zorunda kalacağım hiç aklıma gelmemişti.
Aslında taze heves ve kararlılık adlı yazımı bu düşüncelerle kaleme almıştım.
Şimdi gidiyorum ancak 'delete blog' yapmıyorum.
Baver'in Günlüğü bu şekliyle kalacak.
Siz değerli dostlarım var burada, eski yazılarım var burada, sizler varsınız, arkadaşlarım var.
Artık http://blog.milliyet.com.tr deyim.
Erdil Baba, Zeyno Anne, Süveyda, Suat kardeşim…

BİR PAZAR SABAHI

Bir pazar sabahı, Kalender - İstanbul
Kimbilir neyi düşünüyor ?

Balık tutmayı sevmem. Bir kere ya denedim ya denemedim. Sabırlı adam işi balık tutmak...

Ama izleyenleri seyretmek çok keyifli. Hele yakaladıklarında daha da bir güzel oluyor.

Geç Farkettim...

Geçtiğimiz hafta, Milliyet İnsan Kaynakları ekinde, 'CV deyip geçmeyin, o kutsal bir emanettir'adlı yazım yayınlanmış.
Ben de Milliyet'in İnsan Kaynakları web sitesinde tesadüfen gördüm. Gerçi Milliyet Blog'un web sayfasında aynı gün yayınlanmıştı ama gazetede yayınlayacakları aklıma gelmemişti.
Maalesef geç farkettim yani. İşin doğrusu İnsan Kaynakları ekleri ile her genç yeni mezun gibi, bir dönem çok haşır neşirdim ama bu aralar bayağı uzağım. Neyse ki, sizler Baver'in Günlüğü okurları o yazıyı daha gazetede yayınlamadan önce okumuştunuz. Çünkü önce burada yayınlanmıştı.
O kadar farkınız olsun tabii ki...
İyi hafta sonları

* Yukarıdaki fotoğrafı tıklayınca adam gibi bir şeyler görünüyor. Okumayanlar için burayı tıklamanızyeterli.

ORTAKÖY, AĞAÇLIKLI YOL...

Birazdan 44´´ lik bir YouTube videosu izleyeceksiniz.
Bu görüntüleri değerli kılan, bir futbol takımına, bir siyasi partiye, bir derneğe ait olmamasıdır.
Bu görüntüleri değerli kılan, muadili olmayacak şekilde bir liseye ait olmasıdır.
Kısa ve sembolik olan bu video, Ortaköy’de, İstanbul Çırağan Sarayı ile Kabataş Erkek Lisesi arasındaki o ağaçlıklı yoldaki tarihi köprünün altında kaydedildi.
Dünyada aynen futbol takımları gibi amigoları, devasa ölçülerde bayrakları olan, flamalarla gerçekleştirilen ve katılımın binleri bulduğu geleneksel sokak yürüyüşleri, tarihsel değer kazanmış sloganları olan başka bir lise var mı yok mu biliyorum.
Yok.
Bundan tam 15 yıl önce birazdan izleyeceğiniz görüntülerin kaydedildiği yerde, trafiği kapatıp yüzlerce öğrenciyi tek bir ağızdan Kabataş! diye haykırmaya sevk eden birisi olarak…
Hepinize iyi seyirler.
Buyurun burayı tıklayın.

HAVA SOĞUDU AMA...

Bir pazar sabahı Boğaz'ın kıyısında...
Hava soğuk

Ama canlılardaki telaş sürüyor

Soğuğa rağmen

Sanki yaz ayındaymışçasına çalışıyor arı...(devam edecek)

SOBELEDİLER

1. Madem kaçarı yok, biz de sobelendik. Cehaletimize verin, ben bu sobelenme işinin ne olduğunu bilmiyordum. Ancak sonra anladım ki, hayatınızla ilgili minik ama önemli ipuçları vermenin adı sobelenmekmiş.
Esasen özele girmekten mümkün olduğunca kaçınırım ancak Zeyno Anne' de bizi sobeleyince, sonra herkesler de birbirini sobeleyince sıra bende dedim.
Başlayalım.

2. Bu weblog onun okulu olmuştur. Yazmayı burada öğrendiğine inanır. Yazmaya ilk başladığı dönemlerde ne kadar uzun yazar, ne kadar karmaşık, uzun ve anlaşılması güç cümleler kullanırsa o kadar etkili olacağını düşünürken, zamanla bunun tarihsel bir hata olduğunu anlamıştır.
Sürekli yazmak ve kısa yazmakmış önemli olan...

3.
Çocukluk döneminin istisnai ve masumane aşkını saymazsak, Salma Hayek ismindeki kadına hastadır. İflah olmaz bu hastalık geçecek midir geçmeyecek midir bilinmez ama vaka ağırdır.

4. Boş zamanlarında geometri sorusu çözmekten büyük keyif alır.

5. Şu anda bırakmıştır ancak 14 ile 22 yaşları arasında en radikal…

TAKSİM HER ZAMAN Kİ GİBİ, SABAHIN İLK IŞIKLARINA KADAR

Eski dostumun ilk romanının birinci bölümünü incelemek üzere toplandık. Saatler sürdü. Edebi yönü çok kuvvetli olan ve aylar süren emeğini 6 saat gibi kısa bir sürede tüketmiş olsak da, birinci bölümünü anca bitirebildik. Titizlikle yapılan bir okuma idi...
Baktık mutfağa gidip gelmek de zaman kaybettiriyor ve yoruluyoruz (!), aldık tüpümüzü yanımıza...

Çaylar böyle biraz daha lezzetli geldi bize. Sıcak sıcak, hemen yanı başında. Zaten sigara da yok.
Yıllar sonra beraber bir İstiklâl yapalım dedik. Saatler geç olmuştu ama olsun. Cumartesi gecesi olunca sorun olmuyordu....*Birileri eğlenirken madalyonun diğer yüzü hep yukarıdaki gibi idi.
Madem gelmişiz mide boş dönmek yakışmaz dedik...
Sabrın sonu ile eve döndük. Bir cumartesi böyle geçti.

CV DEYİP GEÇMEYİN, O KUTSAL BİR EMANETTİR

Tanıdıklarımdan bazıları, kendileri ya da yakınları için benden yardım istiyor.
Şu CV’yi alıp bildiğin firmalara, tanıdığın insan kaynakları departmanlarına ulaştırabilir misin? şeklinde ricada bulunuyorlar.
Sonra alıyorum o özgeçmişi.
Birkaç yere teslim ediyorum.
Sonra elime bir şekilde iş başvuruları için hazırlanmış başka özgeçmişler geçiyor.
Başka tanıdıklarımın ricasını da kıramıyorum yani.
Bu sefer de aynı şirketlere arka arkaya özgeçmiş ulaştırmaktan rahatsız olmaya başlıyorum.
Firmalar nezdinde antipatik olmaya başladığımı da hissediyorum çünkü. Ancak istemediğim bir noktaya doğru yol aldığımı daha sonra fark etmeye başlıyorum.
Elimde kalan özgeçmişler de olmaya başlıyor çünkü.
Sıradan bir A4 gözüyle bakamıyorum onlara.
Tek bir sayfa demek, umut demek.
Her biri bir insan.
Her biri bir ömür boyu süren emek.
Her biri uykusuz geçen geceler, girilen sınavlar demek.
Her biri potansiyel kariyer sahibi demek.
İşsizlik zaten tavan yapmış.
Özgeçmişleri teslim aldıktan sonra ilgili yerlere ulaştıramaya…