Ana içeriğe atla

SOBELEDİLER







1. Madem kaçarı yok, biz de sobelendik. Cehaletimize verin, ben bu sobelenme işinin ne olduğunu bilmiyordum. Ancak sonra anladım ki, hayatınızla ilgili minik ama önemli ipuçları vermenin adı sobelenmekmiş.
Esasen özele girmekten mümkün olduğunca kaçınırım ancak Zeyno Anne' de bizi sobeleyince, sonra herkesler de birbirini sobeleyince sıra bende dedim.
Başlayalım.

2. Bu weblog onun okulu olmuştur. Yazmayı burada öğrendiğine inanır. Yazmaya ilk başladığı dönemlerde ne kadar uzun yazar, ne kadar karmaşık, uzun ve anlaşılması güç cümleler kullanırsa o kadar etkili olacağını düşünürken, zamanla bunun tarihsel bir hata olduğunu anlamıştır.
Sürekli yazmak ve kısa yazmakmış önemli olan...

3.
Çocukluk döneminin istisnai ve masumane aşkını saymazsak, Salma Hayek ismindeki kadına hastadır. İflah olmaz bu hastalık geçecek midir geçmeyecek midir bilinmez ama vaka ağırdır.

4. Boş zamanlarında geometri sorusu çözmekten büyük keyif alır.

5. Şu anda bırakmıştır ancak 14 ile 22 yaşları arasında en radikal süreli yayınları takip etmiştir.

6. En sevdiği yemek İzmir Köftedir ve onu yemek için hep aynı adrese gider.

7. Hâlen 3310 kullanır ve telefonunu değiştirmeyi hiç düşünmez. Sadece kelli felli ortamlarda, telefonu çaldığında, ceketinin, gömleğinin cebinden 3310 çıkardığında insanların garip garip bakmasına anlam veremez. Bu telefon çok ergonomiktir ve hoyratça kullanılabilir. Ama kimseye anlatamaz.

8. Bundan sonra bu siteyle daha az ilgilenecek olmasının bir sebebi vardır elbette. Çünkü artık
buradadır ve eski yazılarını son bir filtreden geçirip orada yayınlamaktadır. Eklediği yeni yazılarını ise eş anlı olarak hem orada hem de burada yayınlayacaktır. Çok şükür tükenmek gibi bir kaygısı yoktur.

9. Webloguna yorum yazanlara hayranlık duyar. Okuyanlara ise sadece saygı duyar. Bu hayranlık yağcılık temelinde geliştirilmiş arabesk bir hayranlık değil, tribünlerden seyretmeyip, arena sahasına inen gladyatörlere duyduğu hayranlıkla eş değer bir hayranlıktır.

Sabrın sonu ile
11 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...