Ana içeriğe atla

CV DEYİP GEÇMEYİN, O KUTSAL BİR EMANETTİR


Tanıdıklarımdan bazıları, kendileri ya da yakınları için benden yardım istiyor.
Şu CV’yi alıp bildiğin firmalara, tanıdığın insan kaynakları departmanlarına ulaştırabilir misin? şeklinde ricada bulunuyorlar.
Sonra alıyorum o özgeçmişi.
Birkaç yere teslim ediyorum.
Sonra elime bir şekilde iş başvuruları için hazırlanmış başka özgeçmişler geçiyor.
Başka tanıdıklarımın ricasını da kıramıyorum yani.
Bu sefer de aynı şirketlere arka arkaya özgeçmiş ulaştırmaktan rahatsız olmaya başlıyorum.
Firmalar nezdinde antipatik olmaya başladığımı da hissediyorum çünkü. Ancak istemediğim bir noktaya doğru yol aldığımı daha sonra fark etmeye başlıyorum.
Elimde kalan özgeçmişler de olmaya başlıyor çünkü.
Sıradan bir A4 gözüyle bakamıyorum onlara.
Tek bir sayfa demek, umut demek.
Her biri bir insan.
Her biri bir ömür boyu süren emek.
Her biri uykusuz geçen geceler, girilen sınavlar demek.
Her biri potansiyel kariyer sahibi demek.
İşsizlik zaten tavan yapmış.
Özgeçmişleri teslim aldıktan sonra ilgili yerlere ulaştıramayacak olmanın, CV tüccarlığı olduğuna kanaat getiriyorum.
İş aradığım dönemlerde özgeçmişimi alıp bana şirin görünen sonra bir daha da ilgilenmeyen samimiyetsiz yüzler geliyor aklıma.
Bu satırları kaleme alırken, onları nasıl anıyorsam, yarın iş güç sahibi olacak birilerinin de beni aynı şekilde anacak olduğunu düşünmek ürkmeme yetiyor.
Karşı taraf, kariyeriyle ilgili önemli bir anda kendisine ciddiyetle yardımcı olmaya çalıştığınızı düşündüğünden size sempatik bir gözle bakıyor ama siz onun emanetini ait olduğu yere ulaştıramıyorsunuz.
Esasen bir müeyyidesi yok.
‘Özgeçmişini ilgili yere ulaştırdım’ deyip işin içinden çıkmak zaten mümkün.
Firmadan aramazlarsa da sorumlusu ben değilim ya ?
Karar verdim.
Eğer aldığım bir özgeçmişi ilgili yere ulaştırırsam, hangi tarihte, hangi firmaya ve hatta hangi kanaldan teslim ettiğimi artık başvuru sahibine de tüm detaylarıyla bildireceğim.
Ya da bana teslim edilen bu kutsal emaneti ait olduğu yerlere ulaştırıp ulaştıramayacağıma dair şüphem varsa da baştan söyleyeceğim ve A4 kağıdına aktarılmış ‘bir hayatı’ teslim almayı kabul etmeyeceğim.
Vicdan muhasebesi yaptığımda, umut tüccarlığı hesabımın borç bakiyesi vermesini istemiyorum da…
Sizler de özgeçmişinizi verdiğiniz kişilere, akıbetini mutlaka sorun.
Çekinmeyin.
Neden mi ?
Hâlâ soruyor musunuz ?

Sabrın sonu ile
4 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...