Ana içeriğe atla

Evlenip Balayına Gideceğime Bekâr Kalıp Alayına Giderim

Son bir iki ayda oldu ne olduysa.

Ülkemizde facebook adlı internet sitesine kayıtlı kişi sayısı, son bir kaç ayda, neredeyse üstel fonksiyonun artış hızıyla birdenbire arttı.

Bir iki cümle ile facebook; gerçek ad soyadınızla ve hatta fotoğrafınızla üye olup, eski ya da yeni bir çok tanıdığınızı arayıp, arkadaş listenize eklediğiniz bir site.

Facebook adlı inernet sitesi ile ilgili kamuoyundaki ve basın yayın organlarındaki en bilindik yorumlardan kulağımızı tırmalayanlar ise; eski arkadaşlarını bulabiliyorsun , ilkokul arkadaşlarını bulabiliyorsun, eski sevgilime bakıyorum şeklinde sıralanabilir.

E-mail adresinize siz ya da arkadaşınız bir facebook davet maili gönderiyor.

O maildeki linki tıklayıp gerekli kayıt işlemlerinizi onayladıktan sonra, o andan itibaren eski ya da yeni tanıdıklarınızı arayıp bularak onları arkadaş listenize ekleyebiliyorsunuz.

Facebook a üye oluyorsunuz yâni.

Türkiye’de bu siteye yoğun talep, hassaten son bir kaç ay içinde fazlalaştı.

Olumlu ve olumsuz yönleriyle yaşamımızdaki yerini almış olsa da, şâyet facebook a üye iseniz, tanıdıklarınızdan herhangi biri, hayatınızda kimlerle diyaloğunuz olduğunu, nasıl bir arkadaş çevresine sahip olduğunuzu görüp bilebilecektir.

Hâ bu kötü bir şey midir?

Hiç şüphesiz bu, tamamen kişiden kişiye değişebilecek farklı bir durumdur.

Ayrıca facebook, sadece eski arkadaşlar ya da tanıdıkların aranıp bulunmasından öte, yeni arkadaşlıkların da pekiştirilmesinde fayda sağlayabilmektedir.

Şu ana kadar konuştuğumuz insanlar içinde, facebook a üye olduktan sonra, hımm kime baksam, kime baksam? diye kara kara düşündükten sonra, arama kutucuğuna eski sevgilisinin ismini yazmayan birine henüz rastlamadığımızı da eklemeliyiz.

Facebook, bir kısım çevrelerce, sözgelimi kişisel fotoğrafların umuma açık bir şekilde teşhir edilmesine olanak tanıyor diye eleştiriliyor olsa da, sitede ki kısıtlama özelliği sayesinde, istemediğiniz bazı arkadaşlarınızın ya da kimselerin size ait bir takım bilgilere ulaşmasını engelleyebiliyorsunuz.

Bunların yanında gerek ciddi, gerekse de esprili bir şekilde oluşturulan ilginç isimli gruplar kurma ve bu gruplara üye toplama furyası var ki, değmeyin gitsin.

En meşhurlarından bir iki tanesi; ebemi de bulucam facebook da Allahın izniyle ya da evlenip balayına gideceğime bekâr kalıp alayına giderim.

Ayrıca bu satırların kaleme alındığı tarihe kadar fark edememiş olabiliriz, ancak inceleyebildiğimiz kadarıyla facebook da, arkadaşınızın sizi görmemesi için, bir dönemin meşhur icq sundaki gibi invisible (görünmez) ya da şimdilerde kullandığımız msn deki gibi çevrimdışı göster benzeri bir seçenek yok.

Yâni şifrenizi girip facebook da gezinmeye başladığınızda, online olduğunuz karşı tarafça mutlaka görülüyor ve bilinebiliyor.

Ve facebook la ilgili belki henüz yaşanmamış olsa da, olası bir kötüye kullanım senaryomuzu size aktarmak isteriz.

Diyelim ki; şu an elinizde fotoğrafı bulunan bir arkadaşınız var. Bu arkadaşınız ise facebook a henüz üye olmamış.
Siz onun adı soyadı ve fotoğrafı ile siteye üye oluyorsunuz. Pek tabi ki bir süre sonra o kişiyi facebook da arayan kişiler tıpış tıpış size ulaşıyor. Ve sizin gerçekte kim olduğunuzu bilmeden.

Gerisi mi?

Bilmem artık orası hayal gücünüze kalmış.

Hülâsa, gerçi bunu zaman gösterecek ve belki yanılacak olsak da, facebook ile ilgili önümüzdeki bir yıla ilişkin şahsi kanaatimiz şudur; kitlelerin facebook dan sıkılmaları çabuk olacaktır.

Her ne kadar facebook u tasarlayanlar, üyelerin ilk zamanlar keyif alabilecekleri bazı zorlama sanal jestlerle, onların kendi aralarında mesajlaşmalarını, birbirlerine sanal hediyeler göndermelerini sağlamaya çalışsa da, kitlelerin facebook dan çabucak sıkılacakları noktasındaki görüşlerimizi yineliyor ve facebook un popülaritesinin ömrüne ortalama bir yıllık süre tanıyoruz.

Evet, facebook ürün zenginleştirmesine ve tasarım değişikliklerine gitmezse, bu iddialı tezimiz şimdilik gerçekleşecek gibi görünüyor.

Bekleyelim ve görelim.

Sabrın sonu ile
2 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...