Ana içeriğe atla

ANNENİN ERKEK ÇOCUĞUNA SAPKIN BAĞLILIĞI VE BALIKLI RUM HASTANESİ

Jocasta Kompleksi yani annenin erkek çocuğuna cinsel sapkınlığa varabilecek boyuttaki bağlılığı konusu, Türkiye’de psikyatri literatüründe neredeyse hiç yer verilmemiş ve bana göre atlanmış, ihmâl edilmiş bir konudur.

Bu yüzden de, geçen yıl Milliyet Blog’ da yayınladığım Jocasta Kompleksi ile ilgili dört bölümlük yazı dizisinde de şu ifadelere yer vermiştim:

İnternet dünyasındaki en gelişmiş arama motorlarından biri olan Google arama motorunda, Türkçe olarak hemen hemen kapsamlı hiçbir bilimsel kaynağa ulaşamadığımız Jocasta Kompleksi kavramı, yabancı literatürlerde sayısız kez işlenmiş dersek abartmamış oluruz.

Kaldı ki, hâlâ hâlâ, hiç de tasvip etmediğimiz bir şekilde geleneksel feodal yapıyı kıramayan ve erkek çocuğa abartılı bir şekilde önem veren ailelerin bulunduğu ülkemizde, Jocasta Kompleksi başlıklı makaleler konusunda akademik çevrelerimizin yetersiz kaldığı kanaatindeyiz.

Evet, yukarıdaki iki paragraf bana aitti ve akademik çevrelerimizin, bilim adamlarımızın bu konuda yetersiz olduğunu da ben söylemiştim. Bu görüşümün hâlen de arkasındayım. Ancak bunu söylerken ki amacım, bilim adamlarımızı, akademik çevrelerimizi, tıp otoritelerimizi bir bakıma uyarmak ve göreve çağırmak idi.

Yoksa ben onlara Milliyet Blog’da Jocasta Kompleksi ile ilgili yayınlanan makalelerimi benden habersiz ve izinsiz alıp, dergilerinizde, hastanelerinizin bültenlerinde kendiniz yazmış gibi yayınlayın demek istememiştim.

Bunları niye mi anlatıyorum?

Şu an elimde, İstanbul Zeytinburnu’nda hizmet veren, Balıklı Rum Hastanesi Vakfı, Anatolia Klinikleri’ne ait bir bülten var. 09 Temmuz 2007 Pazartesi tarihli bu bülteni hazırlayanlar, Doç.Dr.Ö.Ayhan Kalyoncu ve Sevda Güllüm.

Doç. Dr. Ö.Ayhan Kalyoncu ve Sevda Güllüm, baştan sona her kelimesi bana ait olan ve Şubat 2007’ de, Milliyet Blog’da yayınladığım Jocasta Kompleksi adlı dört bölümlük yazı dizimin ilk iki bölümünün tamamını, noktası virgülüne dokunmadan almışlar, hastanenin 9 Temmuz 2007 Pazartesi tarihli bülteninde, ‘Jocasta Kompleksi’ başlığı altında, haberim ve iznim olmadan, sanki kendileri kaleme almış gibi de yayınlamışlardır.

Her ne kadar Doç.Dr. Ö. Ayhan Kalyoncu ile yaptığım telefon görüşmesinden sonra, mezkûr 09 Temmuz 2007 tarihli bültenin o sayısına, internetten erişimi engellemiş ise de, en azından sorumluluğu asistanlarına yüklememeli ve kendisinin durumdan haberdar olmadığını söylememeliydi. Tek bir virgülü dahi size ait olmayan bir yazıyı alıp yayınlayın, sonra da, çalan kişi ben değilim asistanım deyin. Olacak iş mi ? Buna kim inanır?

Kaldı ki, haklısınız doğru bir davranış değil, özür dilerim deseydi, ben de meseleyi bu platforma taşımayabilirdim. Ancak emeğimi hafife almaya çalışır bir şekilde, biz onu zaten hastalara dağıtıyorduk şeklindeki bir üslup canımı fena hâlde sıktı.

Milliyet Blog’da yazısı yayınlanmış ve daha sonra da çalınmış birçok arkadaşımız olduğunu biliyoruz. Bu çerçevede, maruz kaldığım intihal vakasını önemli kılan husus, olayın taraflarının yani benim ve karşı tarafın, birbiriyle akademik hiçbir ortak yanı olmayan iki taraf olmasıdır. Daha açığı birbirinin dengi değildir. Makine ve maliye eğitimi almış birisiyle, bir psikyatri doçenti arasında nasıl bir akademik denklik olabilir?

Bu konuyla ilgili ve birçok Milliyet Blog yazarını ilgilendiren önemli bazı açıklamalarıma bir sonraki yazımda yer vereceğim.

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …