Ana içeriğe atla

Duyguları Şiirle Anlatmanın Ayrıcalığı

Duygularınızı ifade etmenin özel bir yoludur kelimeler. Ancak kelimeleri hangi düzlemde birleştirdiğiniz önemlidir.

Kelimeleri birleştirip özgün cümlelerinizi oluşturduğunuzda tercih yaparsınız. Ya düz yazı yazacak ya da şiir yazacaksınızdır.

Mesela, şiir dinletisi olur da neden düz yazı dinletisi olmaz?

Hatta hepimiz biliriz, kâğıttan ya da yazılı bir kaynaktan aktarılan düz yazılar insanı sıkar. O yüzden değil midir ki, politikacının kâğıda bakmadan konuşanı, habercinin bile önündeki metine bakmadan izleyicinin karşısına geçeni makbuldür.

Bir konferansa katılan konuşmacı, aktarmak istediği fikirleri kendisine ait kitabından okumaya kalkarsa, ilk on dakikanın sonunda salonda kimsenin kalmayacağından emin olabilirsiniz. İnsanın aklına ilk gelen, biz okuma biliyoruz, isteseydik kitabınızı alır kendimiz okurduk olur.

Şiirde ise durum farklıdır. Bir şair ha kitabına bakarak okumuş, ha ezberinden okumuş çok da fark etmez.

Şiir söz konusu olduğunda, insanların aradığı nota tadında bir lezzet her şekilde hücrelerinizi sarar. Elbette sevginizi, duygularınızı yazıyla da aktarabilirsiniz ancak şiirle anlatılanı daha anlamlıdır. Öyle ki, şiirin tanrısal bir esinle yazıldığına dair inanışlar geçerliliğini halen korumaktadır.

Tehdit içerikli bir mektup ya da düz yazı yazabilirsiniz, ancak sözgelimi tehdit içeren bir şiir yazamazsınız. Böyle bir girişim, şiirin kimyasına ters, eşyanın tabiatına da aykırı olduğundan, sonuçsuz kalmaya mahkûmdür.

İşte çok güzel konuşan birisini tanımlamak için şiir gibi konuştu diye boşuna demeyiz.

Şiirde ne mi vardır ?

Coşku, sanat, ilham, ritim, armoni, zerafet, estetik, ilham, aşk ve hepsinin akıl süzgecinden geçirilmiş edebi bir sentezi vardır.

Hayatı şiir tadında yaşamanız dileği ve sabrın sonu ile…
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...