Ana içeriğe atla

Allah'tan Kabataş Erkek Lisesi'ni içinde İngiltere Kraliçesi varken satmadılar




Birçok filmdeki bilindik bir konudur. Ev sahibi evini satmak istemez.

Perili köşk diye adını çıkarırlar ve türlü türlü dedikodular yayarlar.

Yıkık dökük denir. Harabe denir. Ama külliyen yalandır, yanlıştır !

Sadece gözünü para hırsı bürümüş kitapsız bir müteahhidin, kalın ve uzun beton direkler diktikçe ulaşacağı sanal orgazma çanak tutar bu yalanlar.

Filmi izleyen bizlerse biliriz ki, ev sahibinin annesinden ya da babasından kalmıştır o ev...Çocukluğu, gençliği hep o evde geçmiştir. Hayatı o evde anlamış, o evde tanımıştır.

Mesela merdivenlerinden inerken ya da bir odasına girdiğinde hatıraları canlanır.
Gözleri dolar, tutamaz kendini.

Bunu o filmin kötü adamı paragöz müteahhide ise anlatamaz bir türlü. Çünkü göz bebeklerinin merkezine, Amerikan Dolarının o meşhur sembolü yerleşmiştir bile.

23 Haziran 2006 tarihli Hıncal Uluç’un Sabah gazetesinde yayınlanan yazısından bir kesit aktarıyorum sizlere :

"Boğaz'ın en güzel yerinde, Kabataş Lisesi ve Galatasaray Üniversitesi var. Oysa bu yerler gene o okulların vakıflarına ait olmak üzere, beş yıldızlı de luxe otellere çevrilse.. O gelirle kent sınırları dışında muhteşem kampüsler yapılsa, burslar verilse, hem okullara, hem ülkeye daha büyük yarar sağlanmaz mı?..
Kabataş Lisesi'ne her gidişte içim sızlıyor.. Köhne, tamiri imkânsız, fare yuvası, yürüdükçe gıcırdayan, durduk yerde hayalet sesler çıkaran ahşap bir yapı.. Dökülüyor.. Yazık değil mi?"


Biir; Okulumuz köhne değildir, tamiri imkânsız ise hiç değildir, çünkü tamir edilecek bir yeri yoktur!

İkii; fare yuvası değil , bilim yuvasıdır. Yürüdükçe gıcırdayan da değildir !

Hayalet sesler çıkaran bir ahşap yapı da değildir !

Dökülmüyor da !

Yahu İngiltere Kraliçesi Türkiye ziyaretinde neden Kabataş Erkek Lisesi'nde ağırlandı hiç düşündünüz mü?

Senelerdir izlenme rekorları kıran bir dizinin generaller sahnesinin makam odası iç mekân çekimleri nerede yapılıyor sanıyorsunuz?

Okulun içindeki Faruk Nafız Çamlıbel Müzesi'ni ve daha bir çok müzeyi gördünüz mü hiç?

Bunlar kamuoyunu yanlış yönlendirme amacıyla yapılmış bilinçli,sistemli, organize beyanatlardır. Bir kaç yıl öncesinden ortaya işte yukarıdaki gibi bir fikir atılır ve kamuoyunun reaksiyonu ölçülür. Işık uykulu gözlere yavaş yavaş verilir.

'Şimdi aynı durum bir kez daha yaşanıyor.
Yine mektepler satışta.
Kabataş yine en önde. Yeri güzel ya...
Ayıptır, yazıktır!
Böyle bir şeyi ancak "okulu" binadan ibaret zannedenler düşünür ve uygular.
Oysa okul bir bina değildir.
Hele hele Kabataş gibi...
Medeni ülkelerde böyle şeyler düşünülmez bile.
Oxford'u otel yapalım da demezler, Buckingham Sarayı'nın yerine site de yapmazlar.'
[1]


Böyle irrasyonel taleplere artık bir son verilmeli, insanlar duygusal koordinatlarını şaşırmamalıdır.

Teşekkürler Fatih Altaylı.

Camiamız bu konuda arkanızdadır.

Sabrın sonu ile

Bibliyografya :

[1] Çankaya'ya site yapın, Meclisi de kat karşılığı verin. Fatih Altaylı, Haber Türk, 08/07/2009
4 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …