Ana içeriğe atla

DİKKAT ÇEKMEK İÇİN SIFIR ÇEKMEYİN




2009 ÖSS sonuçları açıklandı ve günlerdir yazılı, görsel iletişim araçlarında aynı nakaratı okuyor ve görüyorum.

30 bin öğrenci sıfır çekmiş.

Allah Allah ve pek tabii ki vah vah. Çok mu şaşırdınız?

Yok mu sahiden komşunuzun bir çocuğu, yeğeniniz ya da torununuz?

Cesur olalım, belki de kendi çocuğunuz. Tanıdığım bir öğrenci yok derseniz sorun değil. Çevirin sokaktan bir öğrenci çocuğu.

Sorun çarpım tablosundan 7 kere 9’ u. Kaç çocuğa sorup kaçından doğru cevap alacaksınız. Çarpım tablosunu bile bilmeyebilen bir nesilden bahsediyorum.

Seçtiğim rakam da tesadüf değil hani. Bilhassa 7 kere 9’ u sorun da sonucu görün, ne demek istediğimi anlayın.

Sen yaptın mı? , ÖSS sonuçları açıklandıktan sonra mı aklına geldi bu dâhice buluş ? diye istihza etmeyin sakın.

Okuduğunuz yazıyı yazabilmek için değil bu denemelerim. Yakın çevremdekiler zaten biliyor öğrencilere soru sorma huyumu.

Senelerdir yapıyorum ve hiç üşenmiyorum. O yüzden ÖSS sonuçları açıklandığında 30 bin öğrencinin aldığı sıfır puan benim için hiç de şaşırtıcı değil.

Ayrıca teşekkürler Oktay Ekşi. Basının diline Japon yapıştırıcısı gibi yapışmış ‘sıfır çekmek’ gibi ucuz, manasız, ilişki içerisinde olduğu ÖSS gibi hayati konunun ciddiyetine halel getirecek bu saçma ifadeyi, bugünkü yazınızda kullanmadığınız için.

Hayır, eğitim camiasından veya öğrencilerden uzak vatandaşlarımız da sanacaklar ki, herhalde şu hiç soru cevaplayamayan öğrenciler için ‘sıfır çekmek’ tabirini kullanmak, terminolojide yer etmiş bir tamlama ya da sektörde moda bir tabir.

Yok öyle bir şey.

Öğrencilik ve öğretmenlik karışık tam yirmibeş yıldır doktora ve üstü hariç, eğitim öğretimin çeşitli kademelerinde bulunan halen de öğrencilerle sıcak temasımı sürdüren biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim, şu ‘sıfır çekmek’ öğrencilerimizin ve bizlerin neredeyse hiç kullanmayıp tercih etmedikleri bir ifadedir.

Daha çok spor müsabakalarının skorları için kullanılabilen bir ifadeyi alıp 2009 ÖSS sonuçlarına monte ederseniz işte böyle taklit nakarat çıkar karşınıza.

Hülasa; haberde dikkat çekmek için lütfen sıfır çekmeyin.

7 kere 9’ u sormayı unutmamanız dileğiyle.

Sabrın sonu ile
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …