Ana içeriğe atla

Güzellik, hanımlar ve makyaj



Hanımlar makyaj yapıyorlar yapmasına da, düğün ve sair özel günlerde neden mübalağalı makyaj yapılır?

Eşim, dostum, tanıdığım, tanımadığım herkeste durum aynı.

Piyasadaki yağlı boya markalarının araştırma geliştirme ve reklam departmanlarında çalışan ehil kişileri bile kıskandıracak o renk kombinasyonunun, zarif olması gereken bir bayanın yüzünde, tuvalde patlamış bir fırça darbesi etkisi yaratacak şekilde saçılmasının estetik bir yönü yoktur.

Adı makyaj ya da her ne olursa olsun…

Bu bir görsel eziyet ve hatta bazen komik bir durumdur da.

Şu makyaj mevzuu öyle bir noktaya varıyor ki; hanımlar sanki özel bir geceye gideceklerini ellerine alıp taşıyacakları bir pankarta yazamayacaklarından bu yolu seçiyorlar gibi geliyor.

Yüzlerine bakıldığında hemen anlaşılsın diye yani.

Hımmm belli ki bu bayan düğün veya benzer önemli bir geceye gidiyor baksana yüzündeki makyajdan belli…

İyi de sayın bayanlar hareketteki şiddet, gayedeki hikmeti yok edermiş. Yani daha estetik görünüme sahip olayım diye makyajınızın ölçüsünü artırdığınızda ?!...

Yılmaz Erdoğan bir keresinde bazı politikacılara şöyle seslenmişti; somurtarak ve hiç gülümsemeyerek daha mı inandırıcı olduğunuzu düşünüyorsunuz?

Benzerini de ben sorayım, o mübalağalı makyajla daha güzel olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?

Bu da yine bizim gibi şark toplumlarına özgü herhalde; abartma !

Sorum cevabını bildiğim bir soru asla değildir.

Samimidir.

Yurt dışındaki ve özellikle batı Avrupa'daki düğün törenlerini çok merak ediyorum. Tablo orada da aynı mıdır?

İnanınız öyle özel bir günde makyajsız değil belki ama, ortalamanın biraz üzerindeki bir makyajla rafine güzelliğiniz hemen fark edilecektir.

Hem de hayranlıkla süzüleceksinizdir bile.

Bir kereliğine de olsa lütfen deneyin.

Sabrın sonu ile
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...