Ana içeriğe atla

ÇİŞİM GELDİ, KENDİ EVİMDE ÇİŞİMİ YAPMAK İSTİYORUM

Uzun zaman oldu. İsmi Teoman olan şarkıcı genç adamı görmüştüm renkli kutunun ekranında.
Bayağı içmişti ve sarhoştu.

Çevresindekileri rahatsız ediyor, bu rahatsızlıktan basın muhabirleri de nasibini alıyordu.

Kendisini taksiye zor atmıştı…

Karizmatik, genç, düzgün fizikli, yakışıklı, yetenekli şarkıcının, başta genç kız hayranlarını düşündüm o an. Düşüncelerim; şahit olduğum bu görüntülere, Teoman’ın genç hayranlarının da şahit olmuş olma olasılığı üzerinde yoğunlaştı.

Üzüldüm.

Sonra Deniz Akkaya da vardı. Yine bir tarihte aynı kutunun ekranındaydı. Çişim geldi kendi evimde çişimi yapmak istiyorum diyordu ve arkasından sizin tahsiliniz ne, üniversite mezunu bile değilsiniz mealinde acınacak cümleler sarf ediyordu. İçtiği içkinin tesiriyle…

Rutin denetlemelerini gerçekleştiren trafik ekiplerini kendi nezdinde küçük düşürmeye çalışıyordu güya. Kimin küçük düştüğünü bile fark edemeden...

Ya peki uyuşturan etkisi olan o tozu kullandığı için bir otel odasında hayatını kaybeden şu an ismini bile hatırlayamadığım o genç çocuk. Nam-ı diğer Semra kaynananın biricik oğlu.

Bir dönemler tarihe, coğrafyaya bile milli kimlik büründürmüş bir neslin evlatları, ismi Semra olan o bayanı da milli kaynana ilan etmişti o dönem...Ve şu an esamisi bile hatırlanmayan niceleri.


Şöhreti içlerine dışlarına üzerlerine, hiçbir yerlerine sindiremeyen bünyeler bir süre sonra maraz membaı olabiliyorlar. Devran sabit kalmasa da, acıklı sonlar bir noktada sabitlenebiliyor.

Türk tiyatro ve sinemasının bir evre zirve yapmış isimlerinden Cahide Sonku’nun yaşamını konu alan tiyatro oyunu ‘Dinmeyen Alkışlar’ sahneleniyor İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında.

Cemiyet hayatında kendisine önemli bir yer tutmuş alkol ve hazmedilemeyen şöhret denilen şeylerin, bir koca devi, bir divayı, Cahide Sonku’yu nasıl da alaşağı ettiği sergileniyor sahnede.

Ulaşılamayan ve kitlelerde hayranlık uyandıran bir dönemin en güzel kadınının nasıl da berhava olduğunu izliyorsunuz. Bu güzellik bu sonu hak etmemişti diyorsunuz.

Kendisi hazırlamış olsa bile…

İçiniz burkuluyor. Yalnızlık, ilerlemiş yaş ve alkolle birleşen bir yaşamın, tüm erkeklerin hayallerini süsleyen, bir dönem Türkiye’nin en güzel kadınlarından biri olmuş bir şahsiyeti nasıl da acıklı bir sona sürüklediğini izledikçe de burkulmaya devam ediyor…

Cahide Sonku’nun yaşamını konu edinen Dinmeyen Alkışlar, yönetmen Engin Gürmen’in de ifade ettiği gibi bir belgesel veya biyografi değil. Ancak rahmetli Zeki Müren’i 1954 senesinde ilk kez kamera karşısına çıkaran Beklenen Şarkı adlı izleyici rekoru kırmış filmde önemli payı olan Cahide Sonku’nun hiç değilse bu ayrıcalıklı yanı oyunda atlanmayabilirdi.

Ayrıca tarihte bir yolculuğa çıkılarak genç bir kızın anlatımıyla başlayan oyun, sonunda yine aynı anlatıcıya dönülerek sonlandırılabilir, bu sayede de oyununun tamamında kronolojik bir bütünsellik sağlanabilirdi.

Cahide Sonku’yu canlandıran sanatçı Aslı Seçkin, Cahide Sonku’yu aratmayacak bir çarpıcılıkta kendisini göstererek rolünün hakkını vermiştir.

Günümüzün bazı meşhurlarının, gündelik media baloncuklarının, soytarı, şaklaban ve sair sıfatları haiz kişilerin ibretle izlemeleri gereken bir oyun Dinmeyen Alkışlar.

1981 yılında kaybettiğimiz, pamuk ülkesinin prensesi, güzellik tahtının kraliçesi Cahide Sonku ve acıklı sonu tiyatro sahnesinde.

İzlemeye ziyadesiyle değer.

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...