Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Aşk' ın üretkenliğinize ve çevrenize etkisi (1)

Aşkın tanımını yapmak çok zor.

Şimdiye kadar çok kez ne anlama geldiği de tartışılmıştır. Hangi duyguları içerdiği de…

Reklamlarda bile izlemiştik bir dönem.

“Sizin gezegende aşk var mı ? ...” diye abuk tipteki bir kadın soruyordu.

Aşk öyle bir şeydir ki…ya da aşk şu bu demektir gibi beylik bir lafla başlamayacağım tabii. Zaten ne anlatırsam anlatayım bir şeyler hep eksik kalacaktır. İşte bu yüzden tanımını yapmaya çalışmak yersiz.

Ama iyi biliyorum ki, bazı insanlarda örneğin, çok “geliştirici” etkisi olur aşkın.

Geliştirici ve üretken…

Güzel şiir yazan yetenekli bir dostumuz, en lirik şiirlerini yazabilmek için, hayatına bir kadının girmesini beklemişti yıllarca…

Hele sanatçıysanız üretkenliğiniz kat kat artar.

Artık kimse tutamayacaktır sizi. Notalarınıza sevgi kırıntıları, şarkı sözlerinize aşk damlamıştır ve siz dünya müzik tarihine liste başı olarak geçecek ölümsüz eserlerinize imzanızı çoktan atmışsınızdır bile…

Çünkü karşı cinsin verdiği heyecan ve coşku hali, insanın içinde özel bir hi…

Çevrenizde sırıtan varsa bir de bu gözle bakın

Sırıtmak, tebessüm etmek ya da gülmek. Yüzümüzdeki istemli kasların, beyinden gelen bir komutla biçim değiştirmesi sonucunda gülmüş sayılırız.

Tebessüm ise gülmenin daha düşük şiddetlisidir.

Daha zarifçe ve daha kibarca. Güldüğünüzde de, tebessüm ettiğinizde de mutlusunuzdur. Hele ki neşeniz bulaşıcıysa çevrenizde mutlu olur bu durumdan.

Öte yandan, sırıttığınızda da mutlusunuzdur, ancak çevrenizdekilerin, sizin sırıtmanızdan mutlu olduğu her zaman için söylenemez.

Sırıtma esas itibariyle karşı tarafta hoşnutsuzluk yaratır. Bu hoşnutsuzluğun kaynağında ise, samimiyetsizlik yatar.

Gülen birisi, saklayacak bir şeyi olmadığından açıkça güler. Sırıtan ise samimi değildir.

Bir şeyleri gizliyordur.

Kızdığımızda ve karşı tarafın, aklından samimiyetsizce bir şeyler geçirdiğini düşündüğümüzde, ‘neden pis pis sırıtıyorsun’ diye çıkışabiliriz. Sırıtma işine hoş görü ile yaklaşmak zor olabilir yani.

İşte bu sebeple, bir sanat eserinde dahi o esere yakışmayan herhangi bir bileşeni ifade ederken ör…

Akademik çevrelerde fırtına dinmiyor

Türkiye’deki üniversiteler ve üniversite eğitiminin kalitesi hakkındaki düşüncelerimi geçen sene yayınladığım yedi bölümlük yazı dizisinde detaylarıyla anlatmıştım.

O kadar ayrıntıya giremem elbette ancak bir iki cümleyle değinmem gerekir. Şu bir gerçektir ki; Türkiye’deki üniversitelerin %90’a yakını, lise düzeyinde eğitim vermektedir. Aslında ortada ciddi akademik ve bilimsel bir eğitim yoktur. Öyle afaki konuşup ahkam kesmiyorum. Örneklendirebilirim. Dileyen olursa sağlamasını da kendisi yapabilir.

İçlerinde kendilerini yetiştirmeye çabalayan istisnaları hariç, şimdi okuyacaklarınızın hepsi gerçektir...Türkiye’nin en yüksek puanla öğrenci alan iktisat fakültelerindeki öğrencilerin çoğu Karl Marx’ın Rus olduğunu zanneder. Ya da sol ve sağ arasındaki iktisadi ve siyasi farkı sorduğunuz zaman size cevap veremezler.

Felsefe bölümü öğrencileri diyalektik maddecilik, tarihsel maddecilik arasındaki ilişkiyi anlatamaz. Vardır çevrenizde birkaç tanıdığınız. Denemesi bedava!

Türkiye’deki ünivers…

Lokma sayar et lokantasına hoş geldiniz

Ticarete atılmaya karar verdiniz.

İlk olarak şirketinize şöyle güzel, dikkat çekici bir ticaret unvanı bulmaya çalışacaksınızdır. İsim önemlidir çünkü. Tüketicide güven verici bir etki bırakmalıdır her şeyden önce.

Makine ile ilgili bir alanda faaliyet gösterecekseniz ve sabahlara kadar imâlat yapmayı da hayal ediyorsanız, Karınca Makina ismi uygun olabilir.

O da olmadı, insanların karınlarını doyuracakları güzel bir lokanta açmak istiyorsunuz.

Amacınız güzel de para kazanmak.

İlk anda akla gelebilecek güzel bir isimdir Bol Kepçe Et Lokantası.

Örnekleri elbette çoğaltabiliriz.

Bilim Dershanesi, Arı Jenaratör ve diğer benzeri çağrışımlar yapacak isimler.

Şimdi söyleyeceğim şey, sanırım şu ana kadar riske girilip de denenmemiştir.

Eğer, ticari hayatta riske atabileceğim maddi kaynaklarım ve zamanım olsaydı, kuracağım ticari işletmenin ismini asla ve asla böyle afili bir isim koymazdım.

Ha denilebilir ki, sonra da kesin batardın!

Nereden biliyoruz ki?

Denenmiş mi?

Hiç zannetmiyorum.

Açacaksınız bir ma…

İstanbul'da öğrenci olmak

Öğrencilik, özellikle üniversite öğrenciliği insan hayatında önemli bir yer teşkil eder.

Ola ki, lise diplomasını aldığınız güne kadar, hayat hakkında bir fikriniz ve dünya görüşünüz hâlâ oluşmamışsa, son durağınız olan üniversite bu iş için bir fırsat ya da bir nimettir.

Öğrencilik güzeldir.

Normalde mezun olduğunuzda çalışamayacağınız bir işi, sırf öğrenci olduğunuz için yapabilirsiniz.

Hukuk öğrencisi harçlığını çıkarmak için yapacak başka bir iş bulamamışsa, benzin istasyonunda pompacılık yapabilir.

Ama mezunken yapamaz.

İstanbul’da öğrencilik bir başka güzeldir.

Sapmaların, sıra dışılıkların, yanlış olduğunu bile bile, bir defaya mahsus yapılan hataların yaşanması için bulunmaz bir periyot, bulunmaz bir evredir.

Bu safhada düşler gerçekleştirilir, beklentiler karşılanır.

Daha önceden, bir gün mutlaka yapacağım dediğin bir çok şeyi yapmaya fırsat bulursun.

Takım elbiseyle çalıştığınız düzenli bir işiniz varken, sabah işe gitmeyip yorganı başınıza çekip, uyumayı tercih edemezsiniz.

Ya da saba…

Türkiye'yi ayağa kaldıran tecavüz skandalı !

Ne oldu?

Siirt’te sayıları 100’ü bulan bir "sürü", toplu bir şekilde ilköğretim çocuklarına tecavüz etmiş. Tüyleriniz mi ürperdi yoksa?

Abartmayın lütfen ! Ne yani, bu haberi duyunca şaşırmak mı gerekiyor?

Bu tablo, Türkiye’de sistematik ve organize bir şekilde hem de
tek elden çıldırtılan kitlelerin içinden sapkın yola sapanların basına yansıyan yüz tanesi. Bugün Siirt'de patlak verdi, yarın başka bir şehirde başka bir şekilde karşımıza çıkacak.

Bunlar daha basına yansıyan, kamuoyunun haberdar oldukları. Yukarıdaki sorum sizi şaşırtmasın sakın. Tekrarlama pahasına; ne yani bu haberi duyunca şaşırmak mı gerekiyor? Hiç şaşırmadım. Bu tip olaylar bekliyorum.

Tamam, cinsellik hayatın bir gerçeği hem de önemli bir gerçeği ancak, sabah, öğlen, akşam, gece, ilgili ilgisiz her programda, reklamlarda, dizilerde, sokaklardaki reklam afişlerinde…

Her yerde de vurgu doğrudan ve sürekli o işe yapılmaz ki. Bazı şeyler insanların gözüne doğrudan sokulmaz ki.

Geçen yıl ekim ayında aynen şöyle…

Ama yazının sahibi, 'köşe sahibi' Ayşe Arman

Evdesiniz.

Size yemek pişirmekle mükellef kişi de yemek hazırlıyor.

Salonda oturuyorsunuz ancak malzemelerin pazardan satın alınmasından, ocakta pişirilmek üzere tencereye konmasına kadar olan tüm aşamalara da şahit olmuşsunuz. Sonra mutfaktan buram buram gelen yemek kokusunu da alıyorsunuz.

Bir süre sonra çağrı belli; yemek hazıııır!

Hemen sofraya. Yemeği yiyorsunuz…Afiyet olsun.

Şimdi bir arkadaşınızın evindesiniz. Sizi davet etmiş ve siz de davetini kırmamışsınız. Kendisi, en az size evde yemek pişiren kadar da güzel yemek yapıyor. Yine salondasınız ancak malzemelerin pazardan satın alınışını da görmediniz, ocakta pişirilmek üzere tencereye konmasını da.

Pişirilirken mutfaktan tüten yemek kokusunu da alamamışsınız hâliyle. Gittiğinizde yemek hazır. Bir süre sonra çağrı belli; hadi sofraya geçelim!.. Çok güzel hazırlanmış bir sofraya oturuyorsunuz…Afiyet olsun.

Bir çok farklı ve bağımsız değişkene bağlı karmaşık süreçleri tek bir sebeple ilişkilendirip kanaat belirtmenin zorluğu bir yana, …

MEHMET MERİÇ ERGUN

Kendisi amcamın oğlu olur.
Aşağıdaki fotoğraflarda da görüldüğü gibi biraz arızalıdır:)
Severim kendisini.
'iyi çocuktur'

Böyle bir işe neden tevessül ettiğini sormayın.
Dedim ya, amcamın oğludur. Foto montaj falan da yok.
Kendisi radyo-televizyon-tiyatro-güzel sanatlar işte o cepheden ne varsa onu okuyor.
Daha şimdiden artistliğe başlamış bile.
sözde değil, özde arızalıyız.


Adamdaki rahatlığa bak, sanki dersin astronot,uzaya gidiyor bir de giderken selam çakıyor...


Bunu sen istedin...

Marjinal olsam, bir de parmakla gösterilsem

Aman farklı olalım, aman marjinal olalım.
Aman herkesler bizi tanısın, parmakla gösterilelim. Aman gıyabımızda herkes bizden bahsetsin, kulaklarımızı çınlatsınlar.
Bazen öyle abartalım ki, reklamın iyisi kötüsü olmaz cihetinden, zıvanadan bile çıkabilelim. Aman hayatta bir iz bırakalım.
Sosyalleşelim, coşalım, paylaşımcı olalım, âlemlere akalım, aktivitelere katılalım…

Cemiyette konuştuk mu birileri ağzımızın içine baksın, kültür zehirlenmesine uğrayalım, uğratalım. Herkes akıl danışsın.
Olsun da olsun…
Pekâlâ, bu kazanımları elde etmek için fedâkârlık var mı bir de ona bakalım. Sadece en çok satan ya da duymak istediklerini yazan kitapları okursan bu olmaz.
Kusmadan, iğrenmeden sana ters kitaplara da elini uzatacaksın. Herkesin okuduğu gazeteyi okuyup papağan gibi ezbere konuşursan olmaz.
Sana ters bir gazeteyi de alıp okumayı bileceksin. Niye mi?
Farkında değil misin?
Bir tartışma anında senin sunacağın tüm argümanları karşındaki bilirken, sen sabit fikirliliğinden ötürü, onun ne söyleyeceğin…

Memo, Hollywood' da...Aslan Emmoğlum benim:)

Yaaa Edipciğim, yıllar çabuk geçiyor

BURÇLAR

Aman Allahım,
BURÇLAR konusu bu kadar prim nasıl yapar anlayamıyorum?
Akademik içerikli ve yoğun fikir konsantrasyonu gereken yazılar yazdığımda okunma oranı nispeten daha düşük seviyelerde kalırken, BURÇLAR VE KARAKTERİMİZE ETKİSİ başlıklı yazı bir anda 400'ün üzerinde okunma adedine ulaştı.
Vay anam vayy !
İşte o yazı

bir ders bir ara,...bir ders bir ara...çay, kahve..ders..bir ara...bir ders..

Şimdi ben bu eğitimden ne anladım ?
M.B' ile tanıştım.
Kendisine "at hırsızı" denmesinden rahatsız olmayan tanıdığım tek şahsiyet.
Yani müstesna bir şahsiyet.
Derste, mesanemden ürik asit sızıntısına sebep olan adam...
Makara, kukara:)

Eğitim Kampında son gün...şükürrrrrr bitiyorrrrr

Kemerburgaz***Kampta, öğlen yemeğinden sonra****