Ana içeriğe atla

Akademik çevrelerde fırtına dinmiyor



Türkiye’deki üniversiteler ve üniversite eğitiminin kalitesi hakkındaki düşüncelerimi geçen sene yayınladığım yedi bölümlük yazı dizisinde detaylarıyla anlatmıştım.

O kadar ayrıntıya giremem elbette ancak bir iki cümleyle değinmem gerekir. Şu bir gerçektir ki; Türkiye’deki üniversitelerin %90’a yakını, lise düzeyinde eğitim vermektedir. Aslında ortada ciddi akademik ve bilimsel bir eğitim yoktur. Öyle afaki konuşup ahkam kesmiyorum. Örneklendirebilirim. Dileyen olursa sağlamasını da kendisi yapabilir.

İçlerinde kendilerini yetiştirmeye çabalayan istisnaları hariç, şimdi okuyacaklarınızın hepsi gerçektir...Türkiye’nin en yüksek puanla öğrenci alan iktisat fakültelerindeki öğrencilerin çoğu Karl Marx’ın Rus olduğunu zanneder. Ya da sol ve sağ arasındaki iktisadi ve siyasi farkı sorduğunuz zaman size cevap veremezler.

Felsefe bölümü öğrencileri diyalektik maddecilik, tarihsel maddecilik arasındaki ilişkiyi anlatamaz. Vardır çevrenizde birkaç tanıdığınız. Denemesi bedava!

Türkiye’deki üniversiteler ve üniversite eğitimi hakkındaki net görüşlerim bu olmasına rağmen, bir Boğazici Üniversitesi mezunu olan SPK ( Sermaye Piyasası Kurulu) Başkanı Prof. Vedat Akgiray’ın söylediklerini de kabul etmek mümkün değil. Akademik camiada süren çalkantılı, gergin ortamı, Sn. Abbas Güçlü iki gündür köşesine taşıyor.

Sermaye Piyasası Kurulu başkanı, Prof.Vedat Akgiray, mezun olduğu üniversite olan Boğaziçi Üniversitesi’ni öveceğim derken amacını aşan birkaç cümle sarf etmiş ve şöyle demiş:
Boğaziçi’nin özelleştirilmesi şart. Bu kamusal gücü yitirmeden özel üniversitelerin ödül-ceza mantığına geçmesi lazım Aksi durumda Boğaziçi’nin de İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve İstanbul Üniversitesi gibi olacağını, bu üniversitelerin 60’larda dünya çapında olan değerlerini kaybetmesi gibi Boğaziçi’de değerini kaybedebilir.

Hatırlarsanız, Fatih Altay’lı bir keresinde Atatürk’ü öveceğim derken, İsmet İnönü’ye belki de farkında olmadan hakaret etmiş, canlı yayında bir fotoğrafa bakıp şöyle demişti : “Allah aşkına bakın Atatürk’ün kıyafeti nasıl zevkli, İsmet İnönü onun yanında Malatya’dan gelmiş celepe benziyor"

Murat Bardakçı’nın çok doğru bir tespiti geliyor aklıma. "Şark toplumuyuz, övdük mü göklere çıkarır, yerdik mi yerin dibine sokarız. Dengeli bir yorum yapamayız.."

SPK (Sermaye Piyasası Kurulu) Başkanı Prof. Vedat Akgiray, mezun olduğu üniversite olan Boğazici Üniversite’sini öveceğim derken, İTÜ ( İstanbul Teknik Üniversitesi) ve İÜ' yü (İstanbul Üniversitesi) bir güzel haşlamış.

Buraya kadar olanları anlayabilirim. Bizler de hata yapmıyor muyuz? Amacını aşan sözler sarf ediyoruz, bu bilgisizlikten olabiliyor, bir anlık boşluktan oluyor...Biliyorsunuz askerlikte bir emre itaatsizlik suçu vardır bir de emre itaatsizlikte ısrar suçu. Yani bir hatayı uzatmanın, ısrar etmenin bir anlamı yoktur.

Her iki üniversite de, Prof. Vedat Akgiray’ı kınadıklarını belirttiler. Ama Akgiray’dan tık yok. Yahu ben onu demek istememiştim, özür dilerim demek sizi küçültmez ki, hem de aksine büyütür Sn. Akgiray.

İnsanlar söylediğiniz sözden daha fazla, o sözü söyledikten sonra kamuoyunda yarattığı etkiye rağmen hala ısrarla aynı görüşleri savunmanızdan rahatsız.

Her ne kadar İstanbul Üniversitesi’nden yapılan açıklamada ;
Bu talihsiz beyanın Sn. Akgiray’ın kendi bilim ortamında da taraftar bulmadığını bizzat Boğaziçili mensup ve mezunlardan duymamız bizi sevindirmiştir…dense de, BÜMED'in (Boğaziçi Üniversitesi Mezunları Derneği) basın açıklamalarına baktığımda böyle bir beyanatla karşılaşmadım.

Nasıl ki, İTÜ kendi internet sayfasından konuyla ilgili kamuoyu açıklamasını yayınlamış, Boğaziçi Üniversitesi'nin de, kendisine yakışan incelik ve nezaketi göstererek konuyu gündemine taşıması gerekir.

Biz söylesek kıymeti yok belki ama, konunun uzmanı Sn. Abbas Güçlü'nün konuyu bir de bu açıdan gündeme getirmesinin meseleyi çözeceğine ve Türk akademik çevrelerinde kopan bu fırtınayı durduracağına yürekten inanıyorum.

Sabrın sonu ile


Fotoğraf: Abbas Güçlü
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …