Ana içeriğe atla

Ama yazının sahibi, 'köşe sahibi' Ayşe Arman


Evdesiniz.

Size yemek pişirmekle mükellef kişi de yemek hazırlıyor.

Salonda oturuyorsunuz ancak malzemelerin pazardan satın alınmasından, ocakta pişirilmek üzere tencereye konmasına kadar olan tüm aşamalara da şahit olmuşsunuz. Sonra mutfaktan buram buram gelen yemek kokusunu da alıyorsunuz.

Bir süre sonra çağrı belli; yemek hazıııır!

Hemen sofraya. Yemeği yiyorsunuz…Afiyet olsun.

Şimdi bir arkadaşınızın evindesiniz. Sizi davet etmiş ve siz de davetini kırmamışsınız. Kendisi, en az size evde yemek pişiren kadar da güzel yemek yapıyor. Yine salondasınız ancak malzemelerin pazardan satın alınışını da görmediniz, ocakta pişirilmek üzere tencereye konmasını da.

Pişirilirken mutfaktan tüten yemek kokusunu da alamamışsınız hâliyle. Gittiğinizde yemek hazır. Bir süre sonra çağrı belli; hadi sofraya geçelim!.. Çok güzel hazırlanmış bir sofraya oturuyorsunuz…Afiyet olsun.

Bir çok farklı ve bağımsız değişkene bağlı karmaşık süreçleri tek bir sebeple ilişkilendirip kanaat belirtmenin zorluğu bir yana, misafirlikte yediğiniz yemek daha lezzetli, daha keyifli gelebilir.

Giz, gizem, yemeğin nasıl yapıldığını bilmiyor olmanız, yemekten daha keyif almanıza sebep olur. Diğer süreçlere tanıklığınız, büyüyü, efsunu biraz bozabilir.

Benzer şekilde; bir tanıdığız yanındaki parfüm şişesini çıkarıp, görebileceğiniz şekilde güzelce sürünsün. Bir diğer tanıdığınız ise, şu sürünme işini daha önce yapmış olsun ve karşılaştığınız anda o güzel koku zaten üzerinde olsun. O güzel parfüm kokusu dalga dalga ortama yayılsın. Aynı koku ve hatta aynı kişi…Parfüm şişesinden sürünme seramonisine şahit olmadığınızda daha da bir keyif alır hatta bu parfümün adı ne? demeye varan merak bile sarabilir içinizi.

Bazı şeylere şahit olmanız, gizemi büyüyü bozar ve aslında en mükemmel ya da en güzel şey bile size sıradan gelebilir. Bunda, güzelliğin kaynağını tanımak, bazen de yakından tanımak yatar.

Güzel bir özlü sözün altına ünlü bir filozofun adının yazılmasıyla sizde yaratacağı hayranlık etkisi, aynı özlü sözün altına yakın arkadaşınızın isminin yazılmasıyla birden bire bertaraf olacaktır. Oysa ki söz aynı sözdür. Sözün sahibinin bir tanıdığınız olması işin büyüsünü bozabilir, gizemini bertaraf edebilir.

İşte öze değil çerçeveye önem veren insanlar hep bu etkinin etkisi altındadır. Yemeğin tadı ya da harcanan emek değil, pişmiş hâli onları etkiler.

Bazen de tadı ve harcanan emek değil, sadece kimin pişirdiği önemlidir onlar için.

Çok kötü bir yemeği, ünlü bir otelin aşçısı pişirmiş dediğinizde, belki de kusacak gibi olmasına rağmen, ‘hımm müthiş bir lezzet’ bile diyebilenler çıkabilecektir.

Okuttuğum bir yazıya "bu basit ve sıradan bir yazı" diyen bazı kişiler, ama yazının sahibi köşe sahibi Ayşe Arman dediğimde, "haa o zaman başka" bile diyebilmiştir ne yazık ki.

Başka şekillerde var.

İnsanlar yakın çevresindekilerin özel hayatlarını merak ederler ama fikirleriyle pek ilgilenmeyebilirler. Bu da hep o yukarıda bahsettiğimiz gizemle büyüyle ilgilidir.

Bir de; kimilerinin özdeki çekirdekle değil, çerçevedeki şekille ilgilenmesindendir.

Hülâsa; entelektüel ilgi alanları ve tortuları olmayan ortalama kitleler, yakın çevresindekilerin düşünceleriyle, fikirleriyle, oluşturdukları düşünce yapısıyla pek ilgilenmezler. Onlar için çerçeve özden önemlidir çünkü.

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...