Ana içeriğe atla

Lokma sayar et lokantasına hoş geldiniz


Ticarete atılmaya karar verdiniz.

İlk olarak şirketinize şöyle güzel, dikkat çekici bir ticaret unvanı bulmaya çalışacaksınızdır. İsim önemlidir çünkü. Tüketicide güven verici bir etki bırakmalıdır her şeyden önce.

Makine ile ilgili bir alanda faaliyet gösterecekseniz ve sabahlara kadar imâlat yapmayı da hayal ediyorsanız, Karınca Makina ismi uygun olabilir.

O da olmadı, insanların karınlarını doyuracakları güzel bir lokanta açmak istiyorsunuz.

Amacınız güzel de para kazanmak.

İlk anda akla gelebilecek güzel bir isimdir Bol Kepçe Et Lokantası.

Örnekleri elbette çoğaltabiliriz.

Bilim Dershanesi, Arı Jenaratör ve diğer benzeri çağrışımlar yapacak isimler.

Şimdi söyleyeceğim şey, sanırım şu ana kadar riske girilip de denenmemiştir.

Eğer, ticari hayatta riske atabileceğim maddi kaynaklarım ve zamanım olsaydı, kuracağım ticari işletmenin ismini asla ve asla böyle afili bir isim koymazdım.

Ha denilebilir ki, sonra da kesin batardın!

Nereden biliyoruz ki?

Denenmiş mi?

Hiç zannetmiyorum.

Açacaksınız bir makina firması.

Koyacaksınız adını Ağustos Böceği Makine Sanayi.

Ya da lokantamız için, Lokma Sayar Et Lokantası...

Devam edelim.

Hakiki Asparagas: Ciddi, siyasi, müstâkil gazeteniz.

Bu tamamen kişisel ve hipotetik bir yaklaşım.

Ancak altını çizerek tekrar etmekte mahzur yok, daha önce denendiğini hiç sanmıyorum!

Asıl ilginç olan ise, faaliyet alanlarının tercihi noktasında yeterince liberal olabilmiş bu iktisadi sistemde, ticaret unvanlarının seçimi konusunda tam tersi şekilde statükocu bir tavır alınmış olmasıdır.

Birisi çıkmalı ve müteşebbis ruhuyla, anlattığımız paradoks zincirini bir de bu yönüyle kırmalı.

Haydi genç girişimciler, korkulacak bir şey yok.

Bu ülkede halk yalakası ticaret ünvanlarını duymaktan bıkmış kesimin de aklına, yüreğine biraz ferahlık getirmiş olursunuz.

O zaman tüm ekonomi kanalları da sizden bahsetmezse, ben de ben değilim.

Kaliteden anlayan, ayrıcalıklı olanı seçebilecek ehliyette olan vatandaş zaten çerçeveye, öze, firmanızın yarattığı artı değere bakacaktır.

Şirketinizin ismi her ne olursa olsun.

İnanın bu böyledir.

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...