Ana içeriğe atla

Türkiye'yi ayağa kaldıran tecavüz skandalı !


Ne oldu?

Siirt’te sayıları 100’ü bulan bir "sürü", toplu bir şekilde ilköğretim çocuklarına tecavüz etmiş. Tüyleriniz mi ürperdi yoksa?

Abartmayın lütfen ! Ne yani, bu haberi duyunca şaşırmak mı gerekiyor?

Bu tablo, Türkiye’de sistematik ve organize bir şekilde hem de
tek elden çıldırtılan kitlelerin içinden sapkın yola sapanların basına yansıyan yüz tanesi. Bugün Siirt'de patlak verdi, yarın başka bir şehirde başka bir şekilde karşımıza çıkacak.

Bunlar daha basına yansıyan, kamuoyunun haberdar oldukları. Yukarıdaki sorum sizi şaşırtmasın sakın. Tekrarlama pahasına; ne yani bu haberi duyunca şaşırmak mı gerekiyor? Hiç şaşırmadım. Bu tip olaylar bekliyorum.

Tamam, cinsellik hayatın bir gerçeği hem de önemli bir gerçeği ancak, sabah, öğlen, akşam, gece, ilgili ilgisiz her programda, reklamlarda, dizilerde, sokaklardaki reklam afişlerinde…

Her yerde de vurgu doğrudan ve sürekli o işe yapılmaz ki. Bazı şeyler insanların gözüne doğrudan sokulmaz ki.

Geçen yıl ekim ayında aynen şöyle demiştim :

*Cinsellik vurgusunun sistematik bir şekilde ön plana çıkarılması bu şekilde devam ettikçe, bunun yansıması olarak okuyacağımız tüyler ürperten malum haberlerin ardı arkası kesilmeyeceği gibi, üstel fonksiyon hızıyla da artmaya devam edecektir. Aman canım etkilenmesinler, kendilerine hakim olsunlar demeyin sakın. Herkes sizin gibi erdemli ve ahlâklı olamayabilir. [1]

Bugün tekrarlıyorum, herkes sizin gibi erdemli ve ahlâklı olmayabilir. Yoldan çıkabilir. Yukarıdaki toplu tecavüz olayındaki gibi "kanı bozuk'"olabilir.

Korkum şudur ki; yukarıdaki habere râhmet okutacak daha büyük sosyal skandallarla çalkalanacağız bu gidişle. Hop oturup hop kalkmayın, hiç de şaşırmayın.

Meselâ, reklamları bir de lütfen şimdi söyleyeceğim açıdan izleyin. Mutlaka bir cinsellik vurgusu, mutlaka bir karşı cinsten etkilenme ya da karşı cinsi etkileme mesajı var.

Ama siz dediğimi bir yapın ve sadece reklamları izleyerek oransal olarak bu işin nerelere kadar vardığına bizzat şahit olun.

Millet çıldırtılıyor beyler. Tüm bu çıldırtma hareketi bilinçli, organize ve sistemli olarak hem de tek elden yürütülüyor.

Çünkü; hedefteki bir ülke halkının yetmişiki milyonu aşan nüfusu üzerinde kurgulanan bir takım metabolizma bozucu hareketlerin bu şekilde başarılı olabilmesi, bu kadar kalıcı ve tesirli olabilmesi bir tek gerçeği doğrular.

O da; yürütülen tüm bu faaliyetlerin, bilinçli, tasarlanmış, organize, tek elden, koordineli ve sistemli bir takım hareketler olduğu gerçeğini.

Yayın basın organları, yazarlar, aydınlar, gerekirse bu işin adını da koysun. Nasıl ki gıda terörü, trafik terörü var. Bunun adı cinsel terördür. Ülke cinsel açıdan ciddi bir terör saldırısı altında.

Google’yi taradım. Literatürde henüz öyle daha önce telaffuz edilmiş ya da tanımlanmış bir “cinsel terör” konsepti yok.

Vatanını seven bir gazeteci, köşe yazarı ya da aydın komplekse kapılmadan şu işe el atar da, yediden yetmişe kitlelerin maruz kaldığı bu cinsel içerikli, tahrik ve tahrip gücü yüksek taarruzun adını bu şekilde telaffuz edip, vatandaşın bilinç altına bunu sokarsa, ülkeye akıtılmak isteyen zehire, bilinç ve farkındalık noktasında belki bir panzehir olur.

Sabrın sonu ile


Bibliyografya: [1] Baver Ergun, "Sibel Can'ın Meme Uçları" Milliyet Internet, 07.10.2009
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...