Ana içeriğe atla

32 YIL SONRA TAKSİM MEYDANINDA--1 MAYIS 2010 CUMARTESİ ***

TİMUR SELÇUK















Ne mutlu, korkulan olmadı.

Kürsüyü ele geçirme çabaları da olmadı.

Kavgasız gürültüsüz bir , 1 MAYIS yaşandı.

TKP' liler de serin kanlı davrandı ve sendika ağaları kürsüden konuşurken, cılız ve sembolik bir kaç protestodan sonra normale döndüler.

Ancak Atatürk Kültür Merkezi önündeki tören alanından koordineli bir şekilde ayrılıp Taksim Gümüşsuyu'ndan organize bir şekilde İnönü Stadyumu'nun önüne gelen TKP' liler, sanki asıl 1 Mayıs kutlamalarını burada yapar gibiydiler.

Ben buna alternatif 1 Mayıs diyorum.

Yaklaşık beş bin kişilik grup, ellerinde bayraklarla, 1 Mayıs'ı kutladı.

Ancak sendika ağalığına olan tepkilerini de dile getirmekten çekinmediler.
Her şeye rağmen olaysız ve kavgasız olması en güzeliydi.

Timur Selçuk'un söylediği 1 Mayıs marşı...

Rutkay Aziz'in tebessüm eden yüzü...

3 kuruş para kazanayım diye ortalıktaki seyyar satıcılar...

Meydanın dört bir yanındaki binaların çatılarını kuşatmış olan özel emniyet görevlileri...

Sürekli fotoğraf çeken emniyete ait çatılardaki fotoğraf makinaları ve törenin saniye saniye kayıt altına alınması...

Yüksek binaların tepelerindeki özel harekatçı keskin nişancılar...

Polis helikopterleri...

Kazancı Yokuşu'ndaki karanfiller..

ve 32 yıl sonra Taksim Meydanı'nda buluşabilmenin hazzını yaşayan kitle.

Çok şükür vukuatsız bir 1 MAYIS ' dı..

Hep böyle kavgasız, gürültüsüz, şiddetten vandalizmden uzak, kansız ve demokratik olması dileği ve...

Sabrın sonu ile

2 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...