Ana içeriğe atla

Aşağı tükürsen sakal, yukarısı zaten malum


Bir bıyık polemiğidir ki gidiyor.

İnönü’nün badem bıyığı ne manaya geliyor? Hitler’i çağrıştırıyor mu, çağrıştırmıyor mu?

Kürre-i arzın herhangi bir coğrafyasında, kılla tüyle uğraşan başkaca bir siyaset sahnesi perdesi yoktur. Ama burası Türkiye olduğundan, biz bunu mevzubahis yapmayı seviyoruz anlaşılan. Bugün kılla, yarın tüyle bu işi kotarabileceğiz gibi görülüyor.
En azından şimdilik…

Coşkulu bir kalabalığın bulunduğu bir alanın kenarına yaklaşan helikopter herkesin kendisine çeki düzen vermesine sebep olur. O esnada pervanenin dönmesinden kaynaklanan öyle şiddetli bir gürültü olur ki, mahşer gününden farksızdır her yer.

İşte o anda, ortalık toz duman içindeyken, pervanenin ucu sadece üç dört santim kadar bile birisinin alnını sıyırsa, facia kaçınılmazdır. Ama o mahşeri ortamda pek de bir şey anlaşılmaz. Belki ölen kişi ilk anda fark bile edilmeyebilir.

Ne zaman ki helikopter uzaklaşır, kitle dağılır, ortalığa bir sessizlik çöker, işte o zaman acının ve hadisenin büyüklüğü daha da bir anlam kazanır. Çünkü ortalık bulanıkken insanlar sağlıklı düşünemez ve hatta acısını bile sağlıklı yaşayamaz…

Kıl, tüy, sakal, bıyık, fındık, badem tartışmaları…Yürek yakan şehitler…Parti kapatma ayıbı konusundaki anayasa değişikliği oylamasında AKP’ li 8 ya da 10 milletvekilinin ret oyu vermesiyle bu ayıbın devam edecek olması…

CHP, BDP ve MHP’nin ‘parti kapatılması’ noktasında ortak tavır almış olup, aynı safta yer alması…

CHP ve MHP’yi referans alarak, Türkiye’deki siyaset denkleminin değişkenlerini belirlerken 1=2 gibi, mantığa ve matematiğe aykırı bir sonucu artık kanıksamıştık ama BDP’ de hasretle bu denkleme kavuşunca, 1=2=3 koşulu sağlandı ki, Fermat’ın ünlü teoremi bile bu Türk siyasi aritmetiğinin çelişkili karmaşıklığı karşısında teslim bayrağı çekecektir. Aşağı tükürsen sakal, yukarısı zaten malum...

Güneşin batıdan doğmasını sıradanlaştıracak gelişmeler yaşanıyor ülkede.

Ne zaman ki helikopter gökyüzünün maviliklerinde kaybolacak, pervanenin sesi duyulmayacak, o zaman nasıl bir tarihsel dönemeçten geçtiğimiz daha iyi anlaşılacak…Bunun için zamana ihtiyacı var bu ülkenin.

Başbakan Erdoğan demokrasinin gereği olduğunu bildiğinden, kendi partisinden ret oyu verenlerin üzerine düşmedi. Parti içi muhalif görüşleri, milletvekillerinin kişisel tasarrufu olarak yorumlamış olmalı ki olayı büyütmedi. Ret oyu kullananlara hain damgası yapıştırmadı.

Bu nokta önemlidir, çünkü bu sayede kulislerde ‘Daha partisi içindeki farklı görüşleri hazmedemeyen bu yüzden de demokratik bir ortam yaratamayan bir lider, ülkedeki farklı görüşleri hazmedip demokratik bir zemini nasıl tesis edebilecek ki?’ sorusuna cevap aranmasını şimdilik bu şekilde engellemiş oldu.

*İçimizdeki hain duygusu partileri kemirir, partilerde merkezi kontrolü sıkılaştırır ve bu da zamanla partilerin sosyolojik tabanını daraltır. [1]

Taha Akyol’un 'Fire, PKK, İnönü' başlıklı bugünkü yazısındaki bu cümleyi okuduğumda 'acaba ?' dedim...Sn. Akyol işte bu cümlesiyle yoksa tümevarım yöntemiyle, siyasi partilerden yola çıkıp, devletler için de evrensel bir çıkarım mı yapacak?

Ama yapmamış.

O zaman onun cümlesindeki başka hiçbir kelimeye dokunmadan, sadece ‘parti’ öznesini ‘devlet’ ile değiştirip, aynı cümleyi tekrarlamak bana düşüyor.

İçimizdeki hain duygusu bir devleti kemirir, devlet içinde merkezi kontrolü sıkılaştırır ve bu da zamanla devletin sosyolojik tabanını daraltır !

Sabrın sonu ile

Bibliyografya : [1] Taha Akyol, Fire-PKK-İnönü, 05/05/2010, Milliyet
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …