Ana içeriğe atla

Başkası yapabilir ama Milliyet yapamaz



Dünya Gazetesi’ni fırsat buldukça alır okurum. Sadece ekonomiyle ilgili haberler yayınladığı için, ağırlıklı olarak finans-bankacılık ve iş dünyasınca tercih edilir.

Bir kaç yıl önce ilk okumaya başladığımda basit baskı hataları ile karşılaşmıştım.

Önceleri şaşırmıştım ancak daha sonra bunun gazetenin biraz da olağan durumu olduğunu anlamaya başlamış çok da üzerinde durmamıştım. Hâlen de durmuyorum.

Ancak bu tip baskı ya da kelime hatalarını tirajı nispeten çok daha yüksek günlük gazetelerimizde görmek pek mümkün değildir. Söz gelimi Milliyet’de bu tip hatalar göremezsiniz..

Profesyonel ellerde titizlikle hazırlandığı, ilgililerin bu iş için yoğun emek sarfettiklerini, gazeteyi elinize alıp okumaya başladığınızda hemen fark edersiniz.

Zaten, bugüne kadar neredeyse herhangi bir hatayla da hiç karşılaşmamıştım. Ancak 13 Mayıs 2010 tarihli yani bugünkü Milliyet'i elime aldığımda şaşırdım.

16.sayfadaki Aslı Aydıntaşbaş’ın yazısını okuyorum. Yazının başlığı ‘Batı muhalefet aç’.

Daha ilk cümlede, dakika bir gol bir.

Cümle aynen şöyle : Milliyet Dış Haberler servisi, yabancı medyada Baykal konubunda çıkan önemli haberleri topluyor.

Baykal konusunda yazılacağına sehven konubunda yazılmış.

Üzerinde durmuyorum. Olabilir elbette. Devam ediyorum sayfaları çevirip okumaya.

17.sayfadaki Güneri Civaoğlu’nun 'Baykal ve Menderes' başlıklı yazısına kilitleniyorum.

O da ne? Yine benzer bir hata. Ancak bana göre bu baskı hatası daha önemli.

Çünkü anlatılmak istenen şey çok önemli olduğundan, bizzat yazar tarafından büyük harflerle yazılarak vurgulanmak istemiş.


Cümle, köşe yazısındaki büyük harfli şekliyle aynen şöyle : ADNAN MEMDERES’İN YAKASINA YAPIŞAN VE ONU TARTAKLAYAN GENÇ…

Menderes yazılacağına baskıda sehven MEMDERES olarak yazılmış. Köşe yazarlarının genelde büyük harf kullanmadıkları bilinir. Hem büyük harfler, hem de böyle bir hata ? Olabilir diyorum.

Devam ediyorum sayfaları çevirmeye.

22.sayfadaki Muğla’da gergin gece başlıklı yazıyı okuyorum. Oradaki ifade de şöyle :


Karşı görüşteki öğrenciler arkadaşlardımıza küfretti…Arkadaşlarımıza yazılacağına yine sehven arkadaşlardımıza yazılmış.

Hayır. Artık sayfa çevirmedim. Hemen bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Dünya Gazetesi’nde alışık olduğum şeylerdi ama gazetemiz Milliyet’de olmamalıydı.

Hiçbir sansüre uğratmadan bu yazımı yayınlaması bile onun ayrıcalığının ifadesi değil midir zaten?

İlgililerin dikkatini çektiğime olan inancımla.

Milliyet’e devam.

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …