Ana içeriğe atla

BEN ERKEĞİM SEN NESİN ?

(fotoğraf: Nilay Yılmaz)

Türkiye Basketbol Federasyonu, geçen hafta aldığı bir kararla, yeni sezonda Bayanlar Ligi’nin adını Kadınlar Ligi olarak değiştireceğini açıklamış.

Nilay Yılmaz ise konuyu köşesine taşıyarak kadın-bayan tartışmasını tekrar gündeme taşımış. Konuyla ilgili, boks, halter, atletizm, bisiklet, okçuluk, kayak, jimnastik, masa tenisi ve voleybol federasyonu başkanlarının açıklamalarını okudum.(Milliyet Spor, 14 Mayıs 2010, sf.29)

Dedim belki bir tanesi Allah rızası için şu işe adam gibi bir yorum getirmiştir de tartışma belli ölçüde sonlanmıştır. Ancak okuduğum kadarıyla hepsi bu konuyu “gündelik ilişkilerdeki hitap şekli" bağlamında değerlendirmişler. Çok yazık tabii ki…
Bu yüzden de, önümüzdeki dönemde bu konuya da diğer bir çok konuda olduğu gibi temcit pilavı muamelesi yapılacağı muhakkak. Dikkatle bakıldığında fark edileceği gibi, kadın kelimesine yüklenen farklı iki anlam vardır.

Birincisi, gündelik ilişkilerdeki hitap çerçevesindeki sıradan, dar anlamı. Burada anlam sığ, alçaltıcı, sıradanlaştırıcı, amiyane, hafif ve dardır. Çünkü bu anlamıyla herhangi bir derinlikten uzak ve gündelik ilişkilerdeki hitap çerçevesi bağlamındadır.

İkincisi, güzel sanatlarda, edebiyatta, estetik öğelerde, şiirdeki anlamı. Ayrıca sosyoloji ve psikiyatri terminolojisindeki bilimsel nosyonlu geniş anlamı. Burada ise yüceltici, kuşatıcı, kapsayıcı, entelektüel, manidar, güçlü, bilimsel, fikri derinliği olan bir boyuttadır.

Öncelikle, kadın söylemini, ilk şekli olan "gündelik ilişkilerdeki hitap çerçevesinde" değerlendirelim. Bugün temizlik var eve kadın gelecek, dediğinizde hizmetçi, gündelikçi anlamı vardır. Kadın kısmı, kadın milleti, kadının yüzünün karası, erkeğin elinin kınası dediğinizde başka başka şeyleri kastediyorsunuzdur. Kadın ağızlı dediğinizde, geveze erkekleri işaret etmişsinizdir.

İkinci anlamıyla kadın ise, yücelticidir, kuşatıcıdır. Türk Kadınını Güçlendirme Vakfı dediğinizde bir kapsayıcılık vardır. Frédéric Auguste Bartholdi’nin, demir iskeleti Eiffel tarafından planlanmış olan New York’taki heykeli olan Dünyayı Aydınlatan Özgürlük Anıtından bahsederken de bir kadın heykelinden bahsediyorsunuzdur.

Kurtuluş Savaşında kadınlar cepheye mermi taşıdı dediğinizde fikri bir derinliğiniz, tarihselliğiniz vardır.

Kadının adı yok dediğinizde edebiyata atıf yapmışken, kadınım dediğinizde, Tanju Okan’ın duygu yüklü, aynı zamanda da tutkulu, yüceltici imgeleri, notaları canlanır gözünüzün önünde. Kadın hakları dediğinizde hukuka vurgu yapmış, Kadın Kokusu dediğinizde Al Pacino’nun meşhur tango sahnesini hatırlamışsınızdır.

Floransa’daki bir müzede sergilenen Cosime Rosselli’nin freskinden bahsederken ‘Sarışın Kadın Yüzü’ dersiniz ve güzel sanatların göbeğine çıpanızı bağlamış olursunuz.

Türk Kadınlar Birliği Trabzon Şubesi ifadesini kullandığınızda bir dava, amaç ve güç birliğine vurgu yapıyorsunuzdur. Bir siyasi partinin kadın kolları dediğinizde de aynı şey geçerlidir. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ya da ne kadınlar sevdim zaten yoktular diye de uzar gider bu örnekler...

Kadın her şeyden önce anadır ya da güzel kadın dediğinizde yüceltmenin şahikalarında geziniyorsunuzdur.

Bunlar sadece benim sayabildiklerim…Kadın doğum, kadının toplumdaki yeri, kadın hastalıkları ifadeleri kullanıldığında kadın bazen tıp eksenli bazen sosyoloji eksenli bilimsel bir sınıflandırmaya tabi tutulmuştur.

Hülâsa, kadın gerçekliktir, bayan ise modern zamanların uydurduğu bir silüet.

Kanımca, kadına kadın denmesi engellenerek ve bundan rahatsız olunarak, farkında olmadan şu itiraf yapılmaktadır ;
Kadın dendiğinde aklımıza hep birinci dar anlamı geliyor ve kitlelerin de bunu düşündüğünü varsayarak rencide oluyoruz. O yüzden bayan denmesinden tarafız.

İyi de siz bu kafayla devam ederseniz, kadına yüklenen bu ilk dar anlamı hep gündemde tutacaksınız ki kadınlara en büyük kötülüğü aslında farkında olmadan siz yapacaksınız.

Unutun bu ilk anlamını, unutturun. Bunu da sürekli ‘kadın’ kelimesini kullanarak yapın.

Ancak bu sayede, bir iki nesil sonra birinci anlamı sönümlenecek ve kadın dendiğinde zihinlerde hep ikinci o büyülü anlamı kalacak.

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …