Ana içeriğe atla

BEN SÖYLÜYORUM DA, BAKALIM MİLLİYET'TEN SES GELECEK Mİ?


Hiç şüphe yok, Milliyet’in hayatımdaki yeri, diğer tüm gazetelerden farklıdır. Gazete bayiine gidip gazete alırken, O’nu gördüğümde, daha farklı bir psikolojiyle elimi uzatırım gazete tezgâhına…

Ucundan köşesinden de olsa, orada yazıyorumdur çünkü. Özellikle, geçtiğimiz yıllarda birkaç yazım da Milliyet’in Pazar günleri çıkan İnsan Kaynakları ekinde yayınlanmıştı ki, keyfimin şahikalarında gezindiğimi dün gibi hatırlarım.

Geçtiğimiz günlerde 'Başkası yapabilir ama Milliyet yapamaz' başlıklı bir yazı yazıp, gazetede tespit edebildiğim bazı baskı-yazım hatalarına dikkat çekmek istemiştim. Topu topu üç beş taneydi. Ancak...

İstemeye istemeye olsa da bugün yine aynı şeyi yapmak zorundayım. Ama ne yazık ki hata sayısı üstel fonksiyon hızıyla artmış. 28 Mayıs 2010 tarihli, yani dünkü Milliyet’i okuduğumda karşılaştığım baskı, imlâ ve kelime hatalarını okuyacaksınız birazdan.

Amacım, benim de bir parçası olduğum Milliyet’in, her ne kadar sıfır hata imkânsız olsa da, hiç değilse sıfıra yakın bir hatayla matbaadan çıkması için gereken dikkatleri bu noktaya çekmek. Bakalım.

Türkiye Seyahat Acent-a-ları Birliği ( TÜRSAB) üyeleriyle Feriye Lokantası’nda…cümlesinin yer aldığı Ekonomi sayfası. Acenta yazılmış. Doğrusu; Acente ( Beste Önkol, Milliyet Ekonomi, 28 Mayıs 2010, sf. 8 )

Türkiye’nim kıymetini bilmek lazım...( Beste Önkol, Milliyet Ekonomi, 28 Mayıs 2010, sf. 8 ) Doğrusu; Türkiye'nin.

...Kendi kafamıza göre bir teyyare yapmak için… (Abdullah Karakuş, Sao Paulo, Milliyet, 28 Mayıs 2010, sf. 9 ) Doğrusu; tayyare.

Brezilya ile de stratejik bir işbirliği gidilebilir... (Abdullah Karakaş mahreçli sf. 9’daki aynı haber ) Doğrusu; Brezilya ile de stratejik bir işbirliğine gidilebilir.

…ilk anlaşmasını Keskinoğlu şirkeyiyle imzaladı. Doğrusu; şirketiyle. (Milliyet Ekonomi Servisi, 28 Mayıs 2010, sf. 9)

…Factoring ünvanının iptal edilmesine rağmen…ifadesinin geçtiği cümle. Doğrusu; unvanının olacaktı. (Hasan Örnekoğlu, İstanbul DHA, Milliyet Ekonomi, 28 Mayıs 2010, sf. 10)

"…yurt dışında tahvil ihracı düşünüp düşünmediği sorusuna…" ifadesinin geçtiği cümlede, yurtdışı ayrı yazılmış, birleşik olacaktı. Doğrusu; yurtdışı.

Uykum vardı, hafta sonunun yorgunluğu vardı, gece saatler ilerlemişti ve 'CHP'ye ne yaptığınızın farkında mısınız ?' başlıklı bugünkü diğer yazımı da hazırlamam gerekiyordu. O yüzden daha fazla tespit yapamadım.

Peki bu kadar kısa bir sürede bu kadar hatayı nasıl yakalayabiliyorum? Sebep ne?

Açıklıyorum ; elimde özel bir program var ve basın yayın camiasında hemen hemen kimse bundan haberdar değil.

Yok tabii ki, buradan ticaret yapmıyorum. Ancak Milliyet’ten yetkililere de bu arada sesleniyorum !

Dilin muhafazası için basın yayın organlarının, artık klişe haline gelmiş rolünü burada tekrar etmemin mânâsı yok.

Şayet isterlerse, yazdığım gazete Milliyet' te, onların kullanımına seve seve açabilirim bu fonksiyonu.

Sonra, ‘vay be demek bu tip hataları o yüzden rahat rahat buluyormuş, bak hiç de söylememişti’ olmasın diye.

Ben söyleyeyim de.

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …