Ana içeriğe atla

BENİM YAPTIĞIMA BAKARAK TECAVÜZ DİYEBİLİRSİNİZ

(fotoğraf: Melih Aşık)

Bir terör örgütü lideri asılsa hiç kimsenin kafası karışmaz. Kafası karışmayacağı gibi, birisine ‘ adam asıldı, asılma gerekçesini biliyor musunuz?’ diye soru sorulsa, suratınıza bön bön bakar.

Ya da, ‘benimle alay mı ediyorsun, adam terör örgütünün lideriydi ve bu yüzden asıldı tabii ki’ diye cevap alırsınız.

Çıkan sonuç şu; idam cezası o kadar ciddi bir cezadır ki; politikayla ya da güncel meselelerle ilgilenmeyen en basit, sığ adamlar bile idam edilen kişinin niçin idam edildiğini can alıcı ‘bir cümle’ ile ifade edebilirler.

27 Mayıs 1960 İhtilâli neticesinde asılarak öldürülen Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan niçin asıldı?

Bazı soruların tek bir cevabı yoktur elbette. Ancak bu soru, bir başbakan ve iki arkadaşının idam edilmesiyle ilgiliyse ve bu başbakan, bir ülkenin seçimle iş başına gelmiş ilk başbakanıysa, ‘yok demokrasiyi askıya almışlardı, yok başlarına buyruk işler yapıyorlardı’ gibi, içi her şekilde doldurulmaya müsait, muğlak gerekçeler öne süremezsiniz.

Bahis mevzuu bir kişinin asılarak öldürülmesi olduğunda ve bu kişi de bir ülkede seçimle iş başına gelen bir başbakan olduğunda, idam gerekçesini anlatmaya
‘ efendim açıklayayım bir kere Demokrat Parti…’ diye başlayan cümleler kuramazsınız.

Anlattıklarınız mantıklı gerekçeler olabilir ancak ihtiyaç duyulan şey, ‘idam için gerekli mantıklı bir gerekçe' olmalıdır.

Sunduğunuz gerekçe, öyle sayfalarca biri diğerine eklemlenmiş minik gerekçeler toplamı olmamalıdır. İlk anda tüyleri diken diken etmeye, insanlarda –hadi yaaa, vay be! - tepkisi vermeye matuf ve net bir gerekçe olmalıdır.

İşi daha da kolaylaştıralım. Bugün iş yerinizde iş arkadaşınıza sorun. Apartmanda komşunuza sorun. Hele hele ülkenin aydınlık yüzü olduğu iddia edilen üniversite öğrencilerine sesleniyorum. Amfide, sınıfta, sınıf arkadaşınıza bir sorun bakalım.

Adnan Menderes ve arkadaşları neden asılmış ? Size kimler, ne şekilde, ne uzunluk ya da kısalıkta, hepsinden önemlisi ne kadar anlamlı cevaplar verebilecekler? İkna olabilecek misiniz?

27 Mayıs 1960 İhtilâli için söylenen şu söze bakalım.

Asker eliyle yapıldığına bakarak darbe, sonuçlarına bakarak devrim diyebilirsiniz. (Melih Aşık, Milliyet, 27 Mayıs 2010)

Bu cümlenin mantığı şundan farksızdır. Teşbihte hata olmazmış.

Kadının ırzına geçilmiş. Mahkemede hakim tecavüzcüye soruyor neden böyle bir halt işledin ?

Sayın hakim, benim elimle yapıldığına bakarak tecavüz, sonuçlarına bakarak da, ‘mağdure seks gerçeğiyle tanışmıştır' diyebilirsiniz.

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...