Ana içeriğe atla

BİR KASET NELERE KADİRMİŞ?


(foto: Fikret Bila)

Daha yazımın başında, minik bir parantez açarak da olsa, değinmeden geçmeyeyim. Bütün Türkiye, yayın ve basın camiasıyla el ele, kol kola vermiş Kılıçdaroğlu’nun ayakkabı numarasından, kan gurubuna kadar her şeyi didik didik ediyor. Böyle bir ortamda karambole gitmiş gibi görünse de, Rahşan Ecevit’in, CHP Kurultay’ının ilk günü, salonda, rahmetli Bülent Ecevit’i kastederek söylediği; ‘Ecevit de burada !’ cümlesi, DSP’nin şu anki Genel Başkanı Masum Türker’in ve DSP’ye gönül verenlerin maruz kaldığı hiç de şık olmayan bir cümledir, diyor ve parantezi kapatıyorum.

Evin yetişkin üç miskin çocuğu salondaki koltuklarda yayılmışlar da yayılmışlar, öylece oturuyorlar. Büyük koltuğu ise baba kapmış. O da uzanmış öylece televizyona bakıyor. Sonra annelerinin uyanmış olduğunu ve mutfağa girdiğini fark ediyorlar. Ne olduysa o anda oluyor. Salondaki miskin kitle bir anda aşka geliyor ve koro hâlinde anneye sesleniyor ‘ gelirken bize su getirir misin?’

Meğer ev halkı susuzluktan kırılmış da hiç biri kıçını kaldırıp mutfağa gitmeyi gözüne kestirememiş. Bu da yetmemiş, birbirlerinden susadıklarını da gizlemişler. Anne de haklı olarak şöyle diyor ; ‘İyi ki uyanmışım, ya susuzluktan ölseydiniz!’

Uzun zamandır memlekette, parti içi demokrasi denilen şeyin ne olduğunu unutmuştuk…Bu yüzden CHP kurultayındaki bu görüntüler önemli. Türkiye’ye unuttuğumuz particilik, parti içi demokrasi kavramlarını hatırlatmış oldu. (Kriz değil demokrasi, Aslı Aydıntaşbaş, Milliyet, 24 Mayıs 2010)

CHP kurultayında görüldü ki, Parti Meclisi listesi hazırlanırken parti içi demokrasiye ne kadar da ihtiyaç varmış. Bu partililer parti içi demokrasiye meğer ne kadar susamışlar…

Önceki günkü kurultay konuşmasında Genel Başkan Kılıçdaroğlu artık parti içinde demokrasi sağlanacağı müjdesini verdi. Bu CHP’ de bir devrim demek oluyor.( Kılıçdaroğlu’yla CHP’nin iktidar koşusu, Hurşit Güneş, Milliyet, 24 Mayıs 2010 )

‘Şer’ var sanılan işlerde olduğu söylenen ‘hayır’ bu olsa gerek. İyi ki Baykal’ın meşum kaset mevzuu patladı da partinin demokratik mânâda önü açıldı.

Yeni Parti Meclisi listesinin ilk göze çarpan özelliği bir –barışma- listesi olmasıydı. Eski yönetim döneminde değişik nedenlerle partiden ve yönetimden uzaklaşan isimlerin dönüş yaptığı görülüyordu.(Barış ve Bilim Listesi, Fikret Bila, Milliyet, 24 Mayıs 2010)

Kürkçü dükkânına dönen küskünler mi dersiniz, partisiyle barışanlar, partisiyle yeni tanışanlar mı dersiniz? Kimler kimler?

Parti Meclisi’ne yeniden çağrılan Prof. Dr. Oğuz Oyan, İnönü’nün torunu Gülsün Bilgehan…

Dahası, Parti Meclisi’ne girebilmeye mazhar olmuş anayasa hukukçusu Prof. Dr. Süheyl Batum, ekonomist Prof. Dr. Oğuz Oyan, Prof. Dr. Hurşit Güneş ve kendi sahalarında ihtisas sahibi sair birçok isim.

Hülâsa; iyi ki evin annesi uyanmış mutfağa gitmiş de, susuzluktan kırılan hane halkının derdine derman olmuş. İroni olsun diye söylemiyorum, iyi ki CHP’ de bu kaset mevzuu bahane olmuş, Baykal şapkasını alıp gitmiş de, parti içi demokrasiye susayan kitlelerin susuzluğu büyük mikyasta giderilmiş. Partiye parti içi demokrasi gelmiş.

Neredeyse Baykal’a düşen, uzun zamandır partiye ve partililere layık gördüğü bu diktatoryal sahneden ötürü özür dilemek ve aynaya bakıp, ‘ben neymişim be’ demektir. Önceki partililere de sormak gerekir; hadi biriniz susadığınızı söyleyemediniz, ya diğerleri ?

Vay kaset, sen nelere kadirmişsin?

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...