Ana içeriğe atla

CHP' YE NE YAPTIĞINIZIN FARKINDA MISINIZ ?

(fotoğraf: Derya Sazak )


Sen benim her şeyimsin. Kulağa çok hoş gelen bu cümle, sözgelimi bir ilişkide sağlıklı bir birlikteliğe işaret eder mi?

Aslında, hiç de sağlıklı bir birlikteliği çağrıştırmaz. Eşler birbirinin ‘birçok şeyi’ olmalıdır ancak ‘her şeyi’ olmamalıdır. Böyle bir ilişki, taraflardan birinin başına bir iş gelmesi durumunda, diğer tarafın ‘her şeyini’ kaybetmesi mânâsına gelecektir.

Gerçek kişilerde gözlemlenen bu sağlıksız ilişki tarzı, tüzel kişilerde, kurumlarda da yaşanabilir. En tehlikelisi de bu ilahlaştırılmış, kültleştirilmiş teveccühün, ülkedeki bir siyasi partiye hasredilmesidir.

Laiklik, demokratlık, sosyal adaleti savunma, hele hele rejimin teminatı olma gibi değerlerin CHP’ ye yüklenmesi, başta CHP’nin, sonra da Cumhuriyet’in hücrelerine zarar vermektedir. Çünkü rejimin teminatı ve temsilcisi olmak gibi ulvi bir anlamı yüklediğiniz bir siyasi partiden, statükoyu kıracak politikalar bekleyemezsiniz.

CHP’nin statükocu belli kalıplarda düşünmek zorunda bırakılması ise, özgür politikalar üretmesine engel teşkil etmektedir.

Kaldı ki, dış dünya sürekli değişmekte, sizin, çağa, döneme, dış koşullara, konjonktüre göre pozisyon almanızı gerektirmektedir.

Belli kalıplara indirgenmiş statükocu bir zihniyete göreyse, değişen dış koşullara göre rasyonel pozisyon alma ‘rejimi karşısına alma’ anlamına gelecektir. Aslında CHP’ de yaşanmış olan ‘analar Dersim’de ağlamadı mı?’ krizi yukarıdaki görüşümü birebir doğrulamaktadır.

Anaların Dersim’de ağladığı gibi artık ağlamaması gerektiğini kabul etmek CHP’ye yüklenen statükocu anlayışa tersti.

Ama rasyonel düşünce, buna hayır diyemiyordu. Zaten Kılıçdaroğlu’da rasyonel hareket ettiğinden, bu görüşü önce kabul etmişti. Ama sonra geri adım atmak zorunda kaldı. CHP’ye bu kadar ağır yük yüklemek, adil midir?

Hele hele tehlikeli değil midir? İlahlaştırılmış, kültleştirilmiş bir teveccühün, ülkedeki bir siyasi partiye hasredilmesindeki tehlikeden kastım işte budur.

Partinin başına bir iş gelse, misâl, bir sonraki seçimde barajın altında kalsa, ona yüklediğimiz anlamların da barajın altında kaldığı sonucu çıkmaz mı?

Yoksullar bu kadar çoğaldı ve orta alt sınıflarla, en üsttekiler arasındaki gelir dağılımı “sosyal adalet” yanlısı bir partiyi işbaşına getirecek ölçüde bozulduysa, sosyal demokratlar neden iktidara gelemiyor? ( Derya Sazak, Milliyet, 28 Mayıs 2010 )

Bu soruya, şimdi şu soruyu da eklersek, işin içinden nasıl çıkacağız?

Cumhuriyet’in temel dinamiklerini referans almış kurucu parti CHP, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, demokratik seçimle ve koalisyon ortağı olmadan, tek başına, bir kerecik bile olsa neden iktidara gelememiştir?

Son tahlilde; CHP’nin rejimin, laikliğin teminatı olarak lanse edilip sürekli o konuya vurgu yapılması, CHP’nin genel seçimler sonrası halk kitlelerince tercih edilmediği her dönemde, partiye yüklenen bu ağır yükleri de tartışmaya açmak demektir.

İşte bu yüzden de hem riskli hem de tehlikelidir.

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …