Ana içeriğe atla

Cinsel teröristler intihar saldırısı başlatırsa


Yok artık.

Bazı bürokratlar, politikacılar ya da basındaki önemli köşe yazarları benim yazılarımı takip ediyor da oradan besleniyor diyecek değilim.

Aman öyle bir mana çıkmasın. Ve hatta sizden önce ben söyleyeyim, ‘yuh artık, sen kendini ne sanıyorsun?!’

Ama inanın güzel gelişmeler de oluyor. Açıklarsam bir nebze hak verebilirsiniz.

Siirt’te Türkiye’yi ayağa kaldıran tecavüz skandalını duymayan kalmadı.

Bir cümle ile; yaşları bilmem kaç ile kaç arasında olan yüze yakın kişinin, ilköğretim öğrencilerine neredeyse topluca tecavüz ettiği ortaya çıktı önceki günlerde.

Bu konuyla ilgili 21 Nisan 2010’da, yani bundan tam altı gün önce bir köşe yazısı kaleme almıştım. Yazımın sonunda da aynen şöyle yazmıştım :

Yayın basın organları, yazarlar, aydınlar, gerekirse bu işin adını da koysun. Nasıl ki gıda terörü, trafik terörü var. Bunun adı cinsel terördür. Ülke cinsel açıdan ciddi bir terör saldırısı altındadır.

Google’yi taradım. Literatürde henüz öyle daha önce telaffuz edilmiş ya da tanımlanmış bir “cinsel terör” konsepti yok.

Vatanını seven bir gazeteci, köşe yazarı ya da aydın komplekse kapılmadan şu işe el atar da, yediden yetmişe kitlelerin maruz kaldığı bu cinsel içerikli, tahrik ve tahrip gücü yüksek taarruzun adını bu şekilde telaffuz edip, vatandaşın bilinç altına bunu sokarsa, ülkeye akıtılmak isteyen zehire, bilinç ve farkındalık noktasında belki bir panzehir olur.


21 Nisan 2010’da yani bundan tam altı gün önce google ' a bakmış, ekşi sözlüğe bakmış ve ‘cinsel terör’ ün daha önce hiç telaffuz edilmediğini görmüş bu yüzden de bu kavramın önemli birilerince ortaya atılmasının öneminden bahsetmiştim.

Uzatmadan...Bugün 27 Nisan 2010 Salı.

Sn. Can Dündar’ın yazısının başlığı ‘cinsel terör’.

Yazının içeriği ise bir başka anlamlı…

Bir de TBMM İnsan Haklarını inceleme komisyonunun CHP’li üyesi Ahmet Ersin’de bu yönde bir açıklama yapmış : ‘Mağdurlar cinsel teröre muhatap olmuşlar.’

Evet Türkiye, tekrar edeceğim. Dileyen paranoya ya da komplo teorisi de diyebilir elbette.

Ancak mızrak çuvala sığmıyor, güneş balçıkla sahiden de sıvanmıyor. Ülke bir ‘cinsel terör’ saldırısı altındadır. Mağdurlarını da, saldırıyı yapan teröristleri de çok iyi tanıyoruz.

Korkum ise; önlem alınmazsa ve alınamayacak gibi görünüyor, yaklaşan ' 2010 yazıyla birlikte!' cinsel teröristlerin çok yakın bir vakitte, şuursuzca intihar saldırıları başlatacak olmalarıdır.

Sabrın sonu ile


Post scriptum: Bu yazının Milliyet Internet sayfasındaki ilk yayınlanma tarihi, 27 Nisan 2010'dur.
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...