Ana içeriğe atla

DENİZ BAYKAL VE ÖLME SEVGİLİ EŞEĞİM NE OLUR ÖLME

( foto: Fikret Bila )


Önce şu işin adını bir koyalım. Ayıpsa ayıp, kusursa kusur. Günahsa da günah…

Sen ayıbını, kusurunu, günahını gizli yapmış, sağda solda anlatmamış, prim toplamaya çalışmamışsan…

Kitlelerin sana öykünmesini engelleyecek şekilde de bu işi reklam boyutuna taşımamışsan…Kusurunu yüzüne vuran edepsiz, hayasızdır.

Bu işin adını böylece koyduktan sonra devam edelim. Deniz Baykal şaşırttı ve şaşırtmaya da devam ediyor. Fikret Bila ile yaptığı konuşmada, önce istifa eğilimi taşımadığı yönünde bir izlenim yaratıyor.( Fikret Bila, 09 Mayıs 2010, Milliyet)

Sonra istifa ediyor.Yani şaşırtıyor. Sadece o zaman değil, kameraların karşısına geçip, istifasını açıkladığı konuşmasında da, önce istifa etmeyeceği zannını oluşturacak duygusal iklimin oluştuğu bir ortam yaratıyor.

Çok değil, konuşmanın sonlarına doğru istifa ettiğini açıklıyor. Yani şaşırtıyor.

Fikret Bila ile yaptığı son konuşması ise insanı yine şaşırtan, çelişkili irrasyonel karmaşıklıklarla yüklü bir kör düğüm.

Niye mi?

Şu an yapması gereken bir an önce bu sorunun çözümlenmesi, sorumlu ya da sorumlularının bulunması için gerekli girişimlerde bulunmak iken, süreci izlediğini, uygun noktada bir katkı yapma imkânı olursa ancak yapabileceğini, savcıya ancak böyle bir durumda yardımcı olabileceğini aktarıyor.

Uygun nokta ile neyi kastettiği belli değil? Şimdi değil de, yara sıcak iken değil de ne zaman? Şaşırtıyor.

Devam ediyor.

‘Bu kurumlar’ ifadesini kullanarak, adli tıbbın, TÜBİTAK’ın ciddiyetine güvenmediğini açıkça ima ediyor.

Ama sonra tekrarlıyor, elimde birçok ciddi kurumdan gelen raporlar var. Acaba üniversiteleri mi kastediyorsunuz? sorusuna cevap yok. Muğlak ve yuvarlak cevaplar.

Adli tıp ve TÜBİTAK konusundaki görüşü zaten belli.

E peki o zaman hangi kurum bu ciddi kurum?

Bu ülkenin bu konular hakkında ciddi, çok ciddi rapor hazırlama ehliyetini haiz başka bir kurumu var da biz mi bilmiyoruz?

Şaşkınlığım devam ediyor…

Son olarak; ciddi yapıların, -bunlar devlet, ordu ya da bir banka şubesi bile olabilir- daima bir B planları, bir risk yönetimleri vardır.

Başbakan giderse, başbakan yardımcısı görevinin başındadır ve krizi yönetir.

Genel Kurmay Başkanı’na bir şey olursa ordu başsız kalmaz. Kimin geleceği önceden bellidir. Hatta ona da bir şey olursa, ondan sonra kimin geleceği bile bellidir.

Bir banka şubesinde müdür bir süreliğine ortadan kaybolsa bile, müdür yardımcısı ya da ikinci müdür hazır beklemektedir.

Ancak 70 milyon insanı ve 800 milyon kilometrekareyi idare etmek için hazırda bekleyen bir siyasi partinin ne yazık ki bir B planı bile yokmuş.

Aslında kaset olayı bize bunu gösterdi de kimseler henüz dillendirmiyor. Genel başkanlığa aday kim olacak şeklindeki Bila’nın sorusuna şöyle cevap veriyor Baykal : Arkadaşların araştırmalarını ve bana öneri getirmelerini bekliyorum…(Fikret Bila, 14 Mayıs 2010, Milliyet)
Yani daha aday ismini araştıracaklar, öneri olarak teklif edecekler, Baykal onaylayacak ya da ret edecek…

Ölme sevgili eşeğim ne olur ölme.

Sözün özü, parti içinde önü açık ikinci bir adam olmadığı bu kadar aşikârken, kaset meselesini patlatan da, buna tahammül edemeyen herhangi bir güç odağı olmasın sakın?

Sabrın sonu ile


Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...