Ana içeriğe atla

Günümüz modern toplumunda kentli karı ile geleneksel kocanın evliliği


Günümüz modern toplumlarında ve hassaten Türkiye’de yaşanan boşanma vakalarında erkeğin ve kadının etkisi üzerine bir yazı okuyacaksınız. Daha kısa ve açık söyleyeyim. Boşanma olaylarında suçlu ya da sorumlu tam olarak kimdir?

Şüphe yok, kültürel, cinsel, ruhsal uyuşmazlıklar ya da ekonomik ve sair sosyal sebepler gibi neredeyse yüzlerce farklı parametreye bağlı boşanma mevzu, öyle bir iki sebebe hasredilip tahlil edilemez.. Biz de zaten, bu yüzden konuyla ilgili yakaladığımız farklı bir açının ölçüsünü alacağız bugün.

Önceki yıllarda yayınladığımız yazı dizilerimizin bir tanesinde boşanma konusunu etraflıca işlemiş,
ayrıca boşanma çeşitlerini bile sınıflandırmıştık. Evlilikte her şey yolunda giderken, bir bakmışsınız kadın bazı şeylere artık katlanamadığını söyleyip sıkıldığını ilân etmiştir. Erkekse, olur mu canım öyle saçma şey, senin katlanmak zorunda kaldığını iddia ettiğin şey, evlilik hayatının doğasında zaten vardır demiştir. Ve sonra olanlar olmuştur…

Şöyle yapalım; şu evlilik müessesinin unsurlarından kadın ve erkeğe mercek tutalım. Sözgelimi bundan otuz kırk yıl önce boşanmalar bu kadar sık değildi. Hem fikir miyiz?

Pek iyi.

Kilit nokta ve meselenin esası da buradadır. Eskiden bu kadar fazla olmayan boşanmaların bugün çok artmış olmasıdır…O zaman değişen nedir?

Önce Türk erkeğine bakalım. Çok öncelerde de, şimdi de, Türk erkeği zihinlerde hep aynı silüeti çağrıştırmaktadır. Yani Türk erkeğinin bir evlilikte kadından beklediği hep aynıdır ve aynıydı. Peki, Türk erkeğinin kafa yapısı, aslında hep, -biraz mübalağalı şekilde karakterize edilmiş olsa da- bir dönemin çocuklar duymasın dizisindeki Haluk tiplemesi gibi değil midir? Kabul etmeliyiz ki; günümüz modern toplumunda erkek, evlilikte kadının rolüne getirilen yeni tanımı hazmetmeye, sindirmeye çalışıyor.

Aslında kadından yeni bir şey istemiyor, evliliğe bir değişiklik getirmeye çalışmıyor, ne gördüyse, ne biliyorsa en önemlisi nasıl yetiştiyse, kendi karısından da aynısını ya da benzerini istiyor. O yüzden taleplerinde ısrarcı oluyor, kendisine ters gelen şey hakkında hemen reaksiyon veriyor.

Kadınsa, kadınların toplumdaki yeni rolüne tam olarak soyunduğundan, evlilik müessesinde de bu rolü devam ettirmeye çalışıyor. Aslında devam ettirmek zorunda kalıyor. Aksi bir durumda, sosyal hayatta omuzlarına ağır bir yük almış olan kadın, evliliğinde de kendi annesi gibi davranmak zorunda kalacaktır ki, bu pratikte imkânsız bir durumdur.

Toplumun erkeklere biçtiği rol otuz kırk yıl öncede aynıydı bugün de aynı. Ancak kadınlar cephesinde durum farklı. Otuz kırk yıl önce ‘kocam bilir’ anlayışıyla yoğrulmuş kadının yerini daha farklı bir kadın modeli aldı.

Parasal özgürlüğüne sahip kentli çalışan kadın modeli. Ya da kim bilir, ekonomik hürriyetini kazanmamış olsa da kırsaldaki kadın modeli bile, hak arama bilinciyle mücehhez.

Hayat şartları, malûm küresel organizasyon tarafından zorlaştırılarak, kadının çalışma hayatına katılmasının temelleri atılmıştır. Aile kavramının içten çökertilmeye çalışılması gerçeği bir yana, kadına iş hayatında önemli bir rol ve paye vereceksiniz, sonra aynı kadından, evlilikte kadının alışılageldik geleneksel tutumu bekleyeceksiniz.

Amacımız, burada kadınları ya da erkekleri suçlamak hiç değildir. Durum tespiti yapmaktır. Koca, karısına bakıp ‘ya bu böyle değildi, böyle yapılmazdı, senin rolün bu değildi’ demektedir. Ama bakıyorsunuz bunu söyleyen kocanın karısı aynı zamanda çalışıyor da...

Hülâsa; hem geleneksel Türk kadını motifindeki gibi, bir Türk annesi modelini benimseyecek, kadından o şekilde davranmasını isteyeceksiniz, hem de karınız iş hayatının en acımasız şartları içinde, sosyal hayatın tam göbeğinde yer alacak… Bu şekilde ne yazık ki olmaz beyler.

İşte erkekler bu gerçeği fark edemediklerinde, geç fark ettiklerinde ya da görmezden geldiklerinde iş işten geçmiş olmaktadır. Aile için, toplum için, yeni nesil için, geleceğimiz için, cemiyetimiz için asıl tehlike çanlarıysa bakın ne zaman çalmaktadır?

Kadınlar sosyal hayatta ve iş hayatında kendilerine biçilmiş bu yeni rolün ağır sorumluğunu bahane ederek, ekonomik güçlerini de arkalarına alıp, aslında bir erkeğin çok da rahatlıkla kaldıramayacağı davranışlar sergilemekten kaçınmadıklarında...

İşte böyle bir anda bir zangoç
un bile içinin titreyeceği yüksek bir ses duyulur. Çalan tehlike çanıdır.

Ve birilerinin silahla başaramadığı bu şekilde başarılmış olur. Önce aile parçalanır yani...

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …