Ana içeriğe atla

KANYON'DAKİ GENÇ KIZLAR

(foto: Devrim Sevimay)

Aslında iki farklı karmaşık çelişkili durum var.

Bunlardan birincisini, Tuna Kiremitçi detaylı olarak örneklendirmiş. Kanyon Alışveriş Merkezi’nde yemek yediği esnada bir olaya şahit olmuş. Temizlik görevlisi olarak görev yapan Kürt olduğu belli bir gencin elindeki çöp arabası devrilmiş, çöplerin ortalığa saçılmasıyla şık giyimli iki genç kız makara kukara gülmeye başlamışlar ve bakın olayı gören Tuna Kiremitçi aynı masada yemek yediği arkadaşına dönerek ve temizlikçi çocuğu kastederek şöyle demiş :

Bu çocuk yarın AKP’ ye oy verecek, dedim. Ona gülen kızlar da CHP’ ye oy verecekler. Bu yüzden AKP kazanacak seçimi. (Kumdan Kaleler, Asıl Maç Şimdi Başlıyor, Tuna Kiretmitçi, Cumhuriyet, 24 Mayıs 2010)

Dönelim madalyonun ikinci yüzüne.

Milliyet’ten Devrim Sevimay, CHP Parti Meclisi’ne seçilen Prof. Dr. Sencer Ayata’ya sorular yöneltmiş. Ayata’ya göre, mühendisler, öğretmenler, hemşireler, finans örgütlerinde çalışanlar ve hatta satış elemanları da dahil, bunlar gibi birçok beyaz yakalıyı içine alan bir kesim var ve onlar yeni orta sınıfı temsil ediyor.

Yani Kanyon’da çöp arabası devrildiği için makara kukara gülen 'kenarın kontesleri' nin de dahil olduğu kesimden bahsediyor. Bu beyaz yakalılar için şöyle diyor: CHP bu kesimin desteğini zaten alıyordu. Önemli oy tabanı bu kesimdendi. (Devrim Sevimay, Prof. Dr. Sencer Ayata ile söyleşi-Yeni orta sınıf ile varoşa çağrı, Milliyet, 25 Mayıs 2010) Bu noktaya kadar tüm görüşlere katılıyorum. Ancak Ayata ile buradan sonra yollarımız ayrılıyor.

Çünkü O’na göre; bahis konusu olan bu beyaz yakalılardan oluşan yeni orta sınıf, bir mesaj aldı. Kimden?

Kılıçdaroğlu’nun kurultaydaki konuşmasından. Mesajın konusu ne?

Varoşlara coşkuyla uzanılması, oradaki kitlenin kazanılması konusunda. Tekrar edeyim. Kılıçdaroğlu, kurultaydaki konuşmasında beyaz yakalı kentli yeni orta sınıfa ‘varoşlara coşkuyla akma’ konusunda bir mesaj yolladı.

Kanyon’daki süslü kontesleri de kapsayan yeni orta sınıf kitle bu mesajı aldı. Uygulamaya bile koydu.

Kentli, beyaz yakalı, eğitimli yeni orta sınıfın, ülke gerçeklerine duyarlı olması, varoşlara uzanması, onları anlaması…


Tabii ki bu çok güzel bir şey. CHP’li olup olmadıklarına bakmadan diyebilirim ki, marjinal eğilimli nev-i şahsına münhasır özgün, taklitsiz karakterler olan, Nejat Yavaşoğulları, Billur Kalkavan, Cemil İpekçi, Lale Mansur, İlkay Akkaya gibilerin dışında kimsenin varoşları ne anladığı ne de oralara el uzattığı var.

Kılıçdaroğlu’nun, varoşlara uzanılması konusunda, eğitimli yeni orta sınıfa bir mesaj yolladığı ve onların da bu mesajı aldığı kesin.

Kanyon alışveriş merkezinde gönderdikleri ‘iletim raporundan’ belli oluyor zaten.

Üniversiteyi, bazen de özel üniversiteyi bitirir bitirmez plazalarda işe başlayanlar, bırakın varoşlara uzanmayı, acaba yukarıda anlatmaya çalıştığımız meselenin sosyolojik ve insani derinliğinin ne kadar farkındalar?

İşte karmaşık çelişkili olan bu durumdur.

Sabrın sonu ile

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …